67. Bölüm:
-.. Ve Işık’ında kutsaması ile seni Yanan Tacın eşi vede Bahran’ın İmparatoriçe’si ilan ediyorum! Ayağa kalk Elen!
Güzel Draenei yavaşça ayağa kalktı. Taht salonuna döndü yüzünü.
-Çok yaşa Elen!
-Çok yaşa Bahran!
-Çok yaşa İmparatoriçe!
Hamile genç kız gülümsüyordu, ağzı kulaklarındaydı. Sonra tüm salon secdeye kapandı. Elen’in temiz gülüşünde bir karartı sezdi Med’an. Tüm bu olanlar hoşuna gitmişti. Özellikle secde edilişi kendisine. Bekrai Elen’in iki elinden tuttu ve gözlerinin içine bakarak konuştu;
-Sen Elen, şu andan sonra tahtımın, saltanatımın, yatağımın, hayatımın vede ruhumun ortağısın. Sen Elen, şu andan sonra benim yegane tacımsın.
-Selam olsun Işık’a, ona inanıp tapanlara. Selam olsun sana Bekrai ve senin Yanan Tac’ına. Sözüm olsun tek hayatım var, senindir. Tek ünvanım var, senindir. Tek bedenim var, senindir. Vede bir oğlum var, oda senindir…
Bekrai elini, Elen’nin karnına koydu. Çocuğunu okşadı. Bir oğlu olacağını söylüyordu herkes. Elen de buna inanıyordu. Oda inanmışa benziyordu. Elen’in dudaklarına bir öpücük kondurdu. Asık suratının yerini gamzeler almıştı.
Eitar dudaklarının bir araya gelişine bakamadı. Suratını çevirdi. Kardeşinin ölümü ile prenses tek başına kalmıştı. Suratı hiç gülmüyordu. Bir draenei’nin güzelliğini ve orc’un zekası ile kuvvetini almış olan prenses ne yazık ki devlet işlerinden uzak tutuluyordu. Ve şimdi zorla güzel kumaşlı bir kıyafet giydirilmiş tüm o ihtiyar devlet adamlarının ve dalkavuk zenginlerin arasına zorla oturtulmuştu. Etraftakilerin siniz bozucu alkışları ve kahkahaları arasında boğulmaya başlamıştı. Derken ustasının sesini duydu;
-Babana bak kızım…
-(Birden ayağa fırladı) Usta!..
Etrafındakiler birden ona baktı. Rezil olduğunu hissediyordu. Tahtın önünde hala öpüşmekte olan Elen ile Bekrai’ye baktı. İkilinin dudakları ayrıldı. Bekrai, Elen’e baktı ve birden sendeledi. Eitar yavaşça ona ilerlemeye başladı. Okadar önemsiz bir sendelemeydi ki kimse fark etmemişti. Eitar adımlarını hızlandırdı. Bekrai, Elen’nin yanağında olan elini bir an onun omzuna koydu. Destek almaya çalışıyordu. Eitar sonunda kalabalığı yararak koşmaya başladı. Ve İmparator önce dizlerinin üstüne, sonrada Elen’nin ayaklarının dibine düştü. Tüm salon ayağa kalktı. Eitar babanının yanına geldi. Med’an da salona müdehale ediyordu;
-Dışarı! Hepiniz!!
Sarıklı elfler taht ile salon arasına etten duvar ördüler. Kimse Bekrai’yi göremiyordu. Med’an hemen onun yanına gitti. Azından beyaz bir köpük geliyor ve titriyordu. Elen’se çığlık çığlığa ağlıyordu.
Eitar babasının yanına çöktü. Başını dizlerinin üstüne aldı;
-Baba.. iyileşeceksin korkma, buradayım..
-Ei..Eitar…
Bekrai konuşamıyordu, Med’an onu sabitlemek için bir büyü ile titremesini kesti. Eitar kulağını babasının azına dayadı. Zar zor bir iki kelime duydu,
-Bu.. bu zeh..ri biliyorum…
…………………
-Bana bu zehri biliyorum dedi, Med’an!
-Prenses hazretleri.. kendilerinin şuğuru yerinde değildi. Bunu demiş olması mümkün değil. Demişse bile bunun oda farkında değildir.
-Hayır efendim. Babam bir zehirle öyle çabuk kendini kaybedecek biri değildir. Bu işin içinde bir iş var… babam daha önce zehirlendi mi?
-Şey.. evet, yıllar önce anneniz ile düğünleri sırasında da kendilerini zehirle öldürmeye kalkışmışlardı. Daha sonra sorumluların Ques Thalas olduğu ortaya çıkmıştı. Kızıl Sancak Savaşı’na Bahran’nın müdehale etme sebebi buydu.
Eitar pencerenin yanına gitti. Bir müddet dışarıya baktı ve Med’an a döndü;
-Kimin yaptığını biliyorum lordum. Sizde biliyorsunuz, aslında uzun zamandır bunun farkındasınızda.
-Neden bahsettiğinizi anlamıyorum prenses hazretleri.
-Sende bu işin içindesin…
-Hayır, hayır ben yıllarca majestelerine hizme..
-Dışarı! Yıkıl karşımdan!
İhtiyar durdu. Elini sakalında bir süre gezdirerek Prensese baktı. Kafasını yavaşça salladıktan sonra çıktı odadan… Eitar üsgündü. Şimdi ne olacaktı. Kim ona inanacaktı. Ya babası ölürse? Yasalar onun tahta çıkmasına izin vermiyordu. Ama hanedandan başka kimse kalmamıştı. Birkişi hariç.. Elen’in karnında tacına kavuşmak için ayları sayıyordu…
Elen, Bekrai’nin başı ucundaydı. Elinden tutmuş onu öpüp duruyordu. Bekrai derin bir komadaydı. Daha önce onu tedavi eden trol hekim yine aynı zehrin olduğunu doğrulamıştı. Ama panzehir yoktu. O zamanda Bekrai’yi doktorlar tedavi edememişti. Hekimin uykuya daldığı bir an baş ucunda fark ettiği şişedeki gizemli iksir sayesinde kurtulmuştu.
Bu zehir daha önce Loderon’da görülmüş en büyük savaşın yaşanmasına sebep olmuştu. Peki ya şimdi ne olacaktı? Eğer zehri daha önce Quel Thalas kullandıysa şimdi kim kullanmıştı? Yoksa elfler bu işe hiç karışmamışlar mıydı? Yoksa sırf savaş çıkması için mi zehirlenmişti Bekrai? İyide Bahran zaten bir savaşın içinde şu an. Neredeyse tüm Azeroth ona doğru yürüyor. Tamda bu kritik dönemde bu olayın yaşanması tesadüf olamazdı.
Günler geçti…
Bekrai bir haftadır komadaydı. Hekimlerin, şamanların, rahiplerin, büyücülerin ve hatta warlockların bile tedavileri işe yaramamıştı. Yinede tüm bu kuvvetli ilaçlar ve büyüler ufacıkta olsa bir fark yaratmıştı.
Herkes Bekrai’nin baş ucunda. Sadece Elen ve Eitar’dan ibaret kalan hanedan, bekrai’nin hiç vaz geçemediği Arethna, Toprak ve Cenarion Halka’ları temsilcileri, elçiler, o, şu, bu… bin bir çeşit adam, herkes endişeli. Herkes İmparator’u düşünüyor, ama peki Bekrai? Bir, iki, üç.. sadece üç kişi mi? Onu umursayan sadece üç kişi mi? Sonunda bekledikleri oldu. Bu yorgun draeneinin gözleri birazcık aralandı. Peki kim uyanmıştı, İmparator mu? Bekrai mi?
-Majeste? Dedi hekim…
Hasta gözleri ile odayı süzdü. Kimseyi tanımıyordu birebir. Arethna’yı gördü sağında.
-A.. A..
-Burdayım efendim, buradayım..
Bekrai’nin elini tuttu, sıkı sıkı sarıldı o ele. Sonra Eitar ilişti Bekrai’nin gözüne. Arethna’nın arkasında kalmıştı. Kızı göz yaşlarını sildi ve sahte bir gülümseme takındı yüzüne, korkusunu gizlemek için. Kuru dudaklarında kırık bir gülümseme belirdi. Muhtemelen sadece Eitar fark etmişti.
-D… do..
-Majesteye doğrulması için yardım edin, dedi Arethna.
Okadar uzun zamandır onunlaydı ki nefesindeki bir değişiklikten bin bir emri fark edebiliyordu. Kaldı ki bu haliyde “doğrultun beni” demeye çalıştıktan sonra… baş ucundaki elf korumaları iki kolunun altına girip onu doğrulttu. Arethna yastığını düzeltti, sonra arkasına yaslandı “hasta adam”… bir bir baktı diğer tüm yüzlere. Elen’i gördü. Kaşları çatıldı. Arethna’ya baktı sertçe, birden bıraktı Bekrai’nin elini. Ellerini arkada bağdaş kurdu, yine o memur tavrını aldı;
-Dışarı…
Odadakiler neye uğradıklarını şaşırdılar. Sonra başları önde odadan ayrıldılar. Bekrai’nin kaşları hala çatıktı. Arethna Eitar ve Elen’e döndü busefer;
-Sizde hanımlarım…
Eitar güzel bir prenses selamı verdi. Babasına arkasını dönmeden geri geri çıktı odadan başı eğik bir şekilde. Bekrai gülümseyerek onu takip etti. O gidince Elen’e baktı.
………………….
-SULTANIMIZ ÇOK YAŞA!!!!
-EN BÜYÜK IŞIK’TIR!!
-ONDAN BAŞKA İLAH YOKTUR!!!
-KAN VE GÖKLER ADINA!!!
Sinkrai tüm ihtişamı, kuvveti ve kibriyle çıktı cesetlerle dolu tepenin üzerine. Ve dikti elindeki güneş sancağını. Tüm ordu yine kükredi;
-ÇOK YAŞA KÜLEDEN!!
………………..
Dev taht odası tamamen dolmuştu. Okadar doluydu ki nefes almakta zorlanılmaya başlayınca mekanik kubbeyi açmışlardı. Saat 18 civarıydı, gökyüzü hala parlıyordu ama salona yansımıyordu. Kimler yoktu ki, yeni Trisfal Meclisi, Doğu Kirin’Tor, Toprak Halka, Ejderini…. Krallık temsilcileride bir hayli fazlaydı. Kuzeydeki Demir Cüceler’den hala yeri kesin olarak bilinmeyen Pandaren İmparatorluğu’na kadar. Ve işte orda, Gümüş Taht… bir haftadır sahibinden yoksun bir şekilde ona yürüyen orduyu izliyor. Ve tüm Azeroth hala onun bitmek bilmeyen askerlerine gıptayla bakıyor. Bekrai için ölen o askerlere…
-Eğilin!!!
Tüm kibri ile kendi halklarına dahi kök söktüren tüm bu asiller, tüm bu komutanlar birden korku ile secdeye kapadı. Tahtrevan üzerinde İmparator’u girdi salona dev kapıdan. Hızla tahta ilerledi onu taşıyan adamlar. Dört adam onu kucaklayıp tahtına oturttular. Salondakileri izledi bir müddet. Yavaşça kafasını eğdi. Arethna sesini yankılattı akustik sanola;
-Ayağa kalkın!
Yavaşça kalktılar. Kimse doğruca bakamıyordu İmparator’a. Aslında bir nevi iyi bir şeydi bu. Şişmiş yüzü ve nerdeyse kapanmak üzere olan gözleri onu çok yorgun ve çaresiz gösteriyordu. Hizmetçiler büyük bir harita açtılar yere, Bekrai’nin tam önüne. Generaller bir bir yerlerini aldılar haritanın etrafında. Bekrai gözlerini yumarak “başlayın” dedi.
2 saat geçmişti. Generaller hala konuşuyordu. Bu bir haftada olan her tür askeri olayı anlatıyorlardı. Derken birden üstü başı toz içinde olan topal bir orc salona girdi;
-Geldiler!! Sultan Bekrai başkente bir günlük mesafede!
Tüm salonu buz kesti… korku doldu tüm asillere, generallerin 2 saattir susmak bilmeyen dilleri düğümlendi. Bekrai yavaşça sağa doğru kaymaya başlamıştı ki Arethna onu tuttu ve tekrar düz bir şekilde oturmasını sağladı. Konuşmakta bile güçlük çeken İmparator tahtının kenarlarına iyice tutundu. Ve yavaş yavaş ayağa kalkmaya başladı. Haber gelmeden önceye kadar yarı ölü olan bu adam ayağa kalkıyordu. Gözlerini açan Bekrai olmuştu ama şu an sadece İmparator vardı.
Birden Arethna geniş kılıcını savurdu Bekrai’nin sağında duran generale. İri Draenei oraya yığıldı. Salondan kısa süreli çığlık sesleri yükseldikten sonra herkes yavaşça eğilmeye başladı. Öyle bir secdeye yatmışlardı ki yerle bütünleşmiş gibi gözüküyorlardı. İmparator’a duyulan korku, yaklaşmakta olan ordunun kini bastırmıştı. Arethna sesini yükseltti;
-Hainlerin sonu budur! Bu adam cepheye yeterli askerin gitmesini engelledi!!
Arethna, Bekrai’nin izni olmadan nefes almazdı, kaldı ki ortada hiçbir görünür sebep yokken bir generali öldürsün. Bekrai’nin en ufak bir nefes değişiminden bile bin bir emri fark ederdi. Ve şu an İmparator ayaktaydı.
Bekrai hala terliyordu, gözleri hala açık ile kapalı arası bir haldeydi. Titreyerek ayakta duruyordu. Yinede biliyordu, yapılması gerekenler vardı;
-B.. bı.. bırakın gel..sinler. Bana neden Yanan Taç dendiğini göstereceğim…
part1:
http://forum.wow-tr.com/threads/6354-Saray-Hainler.
part2:
http://forum.wow-tr.com/threads/6383...1937#post41937
part3:
http://forum.wow-tr.com/threads/6467...2269#post42269
part4:
http://forum.wow-tr.com/threads/6578...2926#post42926
part5:
http://forum.wow-tr.com/threads/6764...3874#post43874
part6:
http://forum.wow-tr.com/threads/7026...ed=1#post45886
part7:
http://forum.wow-tr.com/threads/7089...6365#post46365
part8:
http://forum.wow-tr.com/threads/7152...6782#post46782
part9:http://forum.wow-tr.com/threads/7188...7063#post47063
part10:
http://forum.wow-tr.com/threads/7228...7360#post47360



Alıntı ile Cevapla


(çünkü "no king rules forever my son...") 