66. Bölüm; Birçokları…
Birden kafasındaki torbayı çıkardılar. Başta meşale ışıkları gözlerini acıttı. Sonra kendine geldi. İki sarıklı elf koluna girmiş onu tutuyordu. Etrafta başka elflerde vardı. Tanıdık yüzler seçiliyordu aralarından;
-Da’errian… ne oluyor? yardım et.
Elf kafasını kaldırıp yüzüne bile bakmadı Sinquin’in. İmparatoriçe o an yıkıldı. Kaçış olmadığını anladı. Yinede devam etti;
-Bakın ben İmparatoriçeyim. Bana dokunmanız bile idamınıza sebep olur. Hadi bırakın beni bende tüm bunları unutayım… (Elflerden yine ses çıkmıyordu) Anaria Shova! (yaptığınızı anlatın.) Doral An’adiel? (değeriniz nedir?) istediğiniz kadar altın veririm size. Bırakın beni…
-Yeter.
Sinquin karanlığa baktı. İki parlayan göz vardı, ve onları hemen tanıdı…
………………..
Bu sabah.
Sinquin gözlerini açtı nihayet. Üç gündür baygındı. Orgrimmar zindanlarında fena hırpalanmıştı. Odası güneş ile dolmuştu. Hafif bir esinti vardı. Sanki cennette bir saraydaymış gibi geldi bir an. Beyaz perdeler terastan gelen esinti ile dans ediyordu. Karşısında Bekrai’nin çatık kaşlarını görünce tüm bu şairane güzellikler kayboldu birden. Hemen doğrulmaya çalıştı;
-Hayır, yorma kendini.
Kendini yine bıraktı. Kalbi küt küt atıyordu. Kapatıldığı zindana kadar gelmişti dedikodular.
-Bekrai.. ben..
-Şşşş… Drohum bu yaptığını ödeyecek söz veriyorum.
-Bekrai… ben..
-Merak etme, o yalancıların hiç birine inanmıyorum. Makh’tar ı nekadar sevdiğini biliyorum. Bunu sen yaptırmadın eminim. Güven bana, kimse sana dokunamaz.
-Ohh.. Bekrai…
Ağlamaya başladı Sinquin. Bekrai hemen yanına oturdu ve ona sarıldı.
-Korkma geçti hepsi.
-Hala inanamıyorum. Makh’tar.. nasıl olur.. daha çok gençti..
-Biliyorum.
-Bana çok kötü davrandılar Bekrai. Su bile vermediler…
-Biliyorum, geçti…
Elen kapının aralığında birbirine sarılmış ağlayan çifti izliyordu. Bekrai uzun bir zaman sonra yine göz yaşı döküyordu. Okadar ender görülen bir olaydı ki onun gözyaşlarının şifalı olduğu inancı bile yayılmıştı halk arasında. Arethna yanına geldi.
-Hanımım?
Elen korktu, ne yapacağını bilemedi bir an.
-Arethna… bu ne sürpriz. Ne yapıyorsun burada?
-Asıl siz ne yapıyorsunuz küçük hanım?
-Ben mi? Ben, şey… gidiyordum…
Hızlı adımlarla Arethna’nın yanında geçti ve gitti. Orc arkasından gülümsedi, elindeki kahvaltı tepsisi ile içeri girdi.
……………..
Güney Barrens sınırı; Sefer Kampı.
Sinkrai komutanları ile çadırının önünde bir masada haritaları kontrol ediyordu. Herkes düşünceliydi. Tawereth’in surlarını yıkmak için daha güçlü silahlar lazımdı. Peki nereden bulacakları? Duvarların iskeletine çelik eklenmişti. Şimdiye kadar inşa edilmiş diğer şehirlerin aksine Tawereth bolca çelik ve beton içerirdi. Mancınık gibi basit mekanizmalar ile yıkılamayacak güçteydi surlar. Herkes kara kara düşünüyordu;
-Sultanım, beklide şehre saldırmaktansa onları açık araziye çekmek daha iyi bir taktik olabilir.
-Nasıl olacak bu? Güvenli kalelerinde saklanmak varken neden bizimle yüz yüze karşılaşmak istesinler?
-Majesteleri, şehre dayanmayalım. Onları çıkarmak için kşkırtıcı ne varsa yapalım. Ekinlerini yakalım, hayvanlarını telef edelim, halklarını esir yapalım. Eninde sonunda dışarı çıkmaları gerekecektir.
-Bu kutsal yürüyüşte böylesine barbarca bir düşünceyi uygulamamı nasıl beklersiniz benden? Bu olmayacak. Niyetimiz Yanan Tacı devirmek, kitle katliyamı yapıp soykırmak değil.
Troll komutan başını eğdi ve söylediklerinden bir an utandı. Sinkrai koltuğuna oturdu. Eli ile işaret etti, etrafteki herkes bir selam verdikten sonra geri çekildi. Sinkrai masanın üstünde duran Küleden’e bakıyordu. Hava çok sıcaktı, ama ordunun içindeki iman ve azim onarı yıldırmıyordu. Tam o esnada bir ulak geldi yanına;
-Sultanım…
-Ahh evet döndünüz demek. Stormwind’den iyi haberler var mı?
Ulak çantasını açtı içinden Kral Varian ile yaptığı anlaşmayı çıkarıp Sinkrai’ye verdi. Sultan okumaya başladı. Biraz yüzü asıldı. Ağır şeyler isteniyordu. Yinede başka çare yoktu. Şimdi altınlar ile ne yapacağına karar vermeliydi. Elçinin arkasındaki arabaların üstünde duran sandıklara baktı. Hepsi altın doluydu.
-Bu altınların yarısını al ve Azshara’ya git. Goblinler ile bir anlaşma yap. Ağır toplar, çok sayıda patlayıcı ve ala bildiğin kadar tüfek al.
-Hemen yola çıkıyorum Sultanım.
-Hemen değil, önce dinlen bir şeyler ye iç, uyu. Yarın gidersin.
-Peki Kutsal Efendi.
Elf selam vererek geri çekildi. Goblinler ticareti seven yaratıklardır, işleri zor olacaktı. Anlaşmaya varılsa bile adam açıklarını kapatmaları şarttı. Elini masadaki su dolu kadehe uzattı, tam alacaktı ki durdu. Kadehte ki suyun titrediğini fark etti. Derin gümbürtüler gelmeye başladı, sanki binlerce yıldırım aynı anda çakıyor, ve binlerce aslan aynı anda kükrüyordu. Hemen kalktı. Çadırının yanındaki gözlem kulesine tırmandı hızla. Askerler onu görünce eğildiler. Sinkrai yanındaki askerden dürbünü aldı ve sesin geldiği yere baktı. Çatık kaşlarının yerini tebessüm aldı, ve asık suratı gülümsemeye başladı. Bir boru sesi duyuldu.
-Haşmetlim, bu Tunderbluff borusu!
Binlerce Tauren binekleri ile yada yayan bir şekilde Sefer Kamp’ına geliyordu. En önce İmparator Cairne.
Kamp’ın girişine gelince durdular. İnip hemen kendi otaklarını kurdular kampın yanına. İmparator’un otağı Sultan’ın kinin hemen karşısına kurulmuştu. Sinkrai kendisini ziyarete gitti.
-Işık’ın selamı üzerine olsun Cairne.
-Işık’ın selamı seninde üzerine olsun Büyük Sinkrai.
Ellerini kalplerinin üstüne koyup selamlaştılar. Sonra Sinkrai, Cairne’nin gösterdiği mindere oturdu, onun yanına.
-Genç İmparator. Bana katıldığın için teşekkür ederim.
-Ben size değil Warchief, bu sefere katıldım. Halkımın hakkını geri almak için geldim. Atalarımın mirasını almak için.
-Alacaksınız. Şimdi efendim, hep beraber otağımızı alıp Tawereth’e yürüyeceğiz. Goblinlerden alacağımız silahlar ile karşımızda duramayacaklardır.
-Onların desteğini nasıl almayı planlıyorsunuz?
-Stormwind’den ciddi bir mevlada altın aldık. Onlar ile Bahran’nın silah deposunu bize çalışır hale getireceğiz.
-Stormwind? Hmm….
Sinkrai, Taurena baktı. Bi soğukluk sezdi.
-Bir sorun mu var yoldaşım? Ters gelen bir durum mu oldu?
-Hayır, hayır dostum, hayır. Sadece… unut gitsin. Beraber yürüyeceğiz gümüş tahta. Şimdi gidip otakların düzenini yoklamam gerek. Tekrar görüşmek üzere.
Ayağa kalktılar. Sinkrai iri tauren ile sarıldı. Sonra çadırdan çıktı. Güneş tam tepedeydi ve suratını yakıyordu. Askerlerin selamı arasında kendi çadırına girdi.
……………
Tawereth Sarayı;
Bekrai uzun koridorda ilerliyordu, generalleri ile buluşmak için adalet sarayına gidecekti. Sarayın önündeki merdivenlerden indi. Onu bekleyen hanedan aracına bindi. Dört elkk in çektiği araç hareket etti. Önündeki ve arkasındaki sancak taşıyan süvariler ile birlikte sarayın kapısından çıktı. Halk yolun etrafını sarmıştı. Askerler barikat kurmak zorunda kalmışlardı. Bekrai onlara daha yakın olmak istedi.
-Arethna! Bırakın gelsinler.
-(Kafasını sallayarak karşılık verdi orc)İzin verin yaklaşsınlar!
Askerler halka izin verdi. Bir anda herkes arabaya hücum etti. Kadınlar bebeklerini Bekrai’nin pencereden çıkardığı eline uzatıyordu kutsanmaları için. Bekrai hepsine tek tek dokunmaya çalışıyordu. Sonra birden eli küçük bir draenei kızının eline ilişti. O an zaman durdu.
Birden kendini bir enkazın içinde buldu. Her taraftan korkunç sesler ve çığlıklar geliyordu. Üzerindeki kayaları kaldırmayı denedi, ama hükmünü hissedemedi elementler üzerindeki. Kayalar kalkmadı. Mecburen kendi çabaları ile çıkmaya çalıştı. Zar zor ağır kayaların arasından sıyrıldı. Zor nefes alıyordu. Kendini toplayıp etrafına baktığında yıkıldı. Düm düz bir arazideydi. Yıkık evler ve sayısız ceset vardı. Gökyüzü kapkara bulutlar ile doluydu ve kırmızıydı. Deniz sesi geliyordu, deniz korkunç bir şekilde kabarmıştı. Ve birden anladı, burası Azeroth’un incisi Tawereth’ti. Tanınmıyordu çünkü şehir namına bir şey kalmamıştı, taş taş üstünde kalmamıştı. Gökyüzünden infernal ler iniyordu. Çığlıklar kulağını parçalamaya başladı, dayanılmaz bir haldeydi.
Ve birden tüm sesler kesildi. Kulağında derin bir uğultu vardı. Velen’nin sesi ışık oldu yalnızlığına.
-Bekrai…
Birden doğruldu. Yem yeşil bir çayırdaydı. Kelebekler kuşlar, nekadar ütopik figur varsa oraya dolmuştu sanki. Güneş pırıl pırıldı ama yakmıyordu. Sağ tarafında bir çayır olduğunu fark etti. Ve Velen tekrar seslendi.
-Bekrai…
-Efendim…? Efendim? Emrinize amadeyim.
-Bak çocuğum, gör.
-Neyi?
-Yanı başındaki zehri.
Bekrai arkasına döndü. Sinquin dizlerinin üstüne çökmüş kıkır kıkır gülüyordu. Ellerinde kan vardı.
-Sinquin? Me Liev? (aşkım)
-Hepsini ben yaptım.. hepsini hepsini…
Deli gibi olduğu yerde ileri geri sallanıyordu. Bekrai yanına geldi ve ellerine baktı;
-Yaralı mısın?
-Bu değil, benim değil…. Bu kan… değil benim değil… onun kanı…
Berkai, Sinquin’nin işaret ettiği yere baktı. Makhtar’ın cansız bedeni oradaydı. Sinquin’nin kahkahaları giderek artıyordu. Velen’nin sesi onu kendine getirdi.
-Uyan…
Kendine geldi İmparator. Yine aracındaydı. Adalet Sarayına gidiyordu. Elinin iliştiği kız ile bir an göz göze geldi. Sonra perdesini çekti ve yoluna devam etti.
………………
Şu an.
Sinquin iki parlayan göz gördü karanlıkta ve hemen tanıdı.
-Bekrai, yardım et bana.
Bekrai yavaşça yaklaştı ona. Yine çatık tı kaşları. Sinquin korkuyordu.
-Sana ben bile yardım edemem artık.
-Bekrai, dur suçum ne?
Bekrai arkasını döndü ve yürümeye başladı. Sinquin o an bittiğini anladı. Koca saraya baktı. Büyük piramit benzeri yapıya ve onu süsleyen kulelere. Pencerelerden birinde bir karartı gördü. Kendi orasında. Sırıtan Elen’i gördü.
-Bekrai!!!
Tam o anda torbayı tekrar başına geçirdiler. Öylece çırpınıyordu sesini çıkarmak için. Ayaklarındaki iplere bir yenisini bağladılar. Ucuna ağır bir kaya olanı. Bekrai son sözünü söyledi;
-Atın…
Son kez döndü ve Sinquin’e baktı. Kalbinde bir sızı hissetti. Pişman olmuştu. Ama dili varmadı durun demeye. Üç elf ağır taşı kaldırdı. İki taneside kendisini aldı. Birbirlerine baktılar. Birtanesi saymaya başladı;
-Bir.. iki.. ÜÇ!!!
Aynı anda İmparatoriçe’yi ve bağlı olduğu kayayı derin okyanusa attılar. Dev dalgalar arasında kayboldu zavallı kadın.
Bekrai sarsıldı bir an. Genzinde bir yanma vardı. İçinde bir boşluk oluştu. Sinquin’in odasının pencerelerine baktı. Kimse yoktu, ve o oda hep öyle kalacaktı. Eğer gördükleri gerçekleşmez ve şehir küle çevrilmezse….
part1:
http://forum.wow-tr.com/threads/6354-Saray-Hainler.
part2:
http://forum.wow-tr.com/threads/6383...1937#post41937
part3:
http://forum.wow-tr.com/threads/6467...2269#post42269
part4:
http://forum.wow-tr.com/threads/6578...2926#post42926
part5:
http://forum.wow-tr.com/threads/6764...3874#post43874
part6:
http://forum.wow-tr.com/threads/7026...ed=1#post45886
part7:
http://forum.wow-tr.com/threads/7089...6365#post46365
part8:
http://forum.wow-tr.com/threads/7152...6782#post46782
part9:http://forum.wow-tr.com/threads/7188...7063#post47063
part10:
http://forum.wow-tr.com/threads/7228...7360#post47360



Alıntı ile Cevapla
.
. Taktiktir bu. Herkes anladı şimdi iyi bir seçim yapacağını.
