64.Bölüm; Son Loderon Kralı.
-Herkes surlara! Hadi tembel kuçular, kaldırın kıçlarınızı!
Yetenekli worgen okçuları surlardaki yerlerini almışlardı. Erohar’ı ne pahasına olursa olsun koruyacaklardı. Trisfal Dükü Yüksekbüyücü Mish’amir batı kapısındaydı. Etrafındaki worgen askerlere baktı;
-Komutan, dediklerimi yaptın mı?
-Evet efendim, (sonra yanına gelip kulağına fısıldadı) verdiğiniz altınları dağıttım askerlere, hepsi sizin emrinizdeler.
Büyücü kapının önünde dizilmiş alaya baktı;
-Asil Loderon Worgenları. Kalimdor’dan gelen bir güç bu gün kapılarımıza dayandı. Karşı koyamayacağımız bir güç. Kraliçe Luenna’nın ırkçı yönetimi artık sona ermeli. Loderon özgür olmalı. Benimle misiniz?
-Evet!!!!
-Açın kapıları. Askerler geldiklerinde burada gördükleri her worgenı öldürecek. Ailelerinizin yanına gidin ve evlerinizde kalın. Kimseyede bir şey söylemeyin. Hadi gidin!!
……………
Bahran Kuşatma Kampı; iki orc kolcu nefes nefese İmparator’un çadırına girdi;
-Majesteleri, batı kapısı açık.
-Ne? Nasıl yani?
-Eminiz açık efendim.
Bekrai üzerine eğildiği haritadan doğruldu. Kara kara düşünmeye başladı. Masanın etrafındaki diğer generallerde şaşkındı.
-Majeste, bu bir tuzak olabilir mi?
-Aynı fikirdeyim efendim, kontrol etmesi için bir manga gönderelim. Eğer temizse oradan saldırırız.
-Peki, sizin dediğiniz gibi yapalım. Hemen bir araştırma mangası oluşturun ve kapıya gönderin. Bir saat içinde dönmezlerse plana bağlı kalarak saldırırız.
Orclar selam vererek çekildiler. Bekrai koltuğuna oturdu. Eli ile herkesin gitmesini istedi. Generaller selam verip görev yerlerine döndüler. Parmağı ile Arethna’ya yaklaş dedi.
-Söyle çocuk, sence bu bir tuzak mı?
-Majesteleri tuzak olsa bile oradan saldırmamızın ne anlamı olacak? Kraliçe çoktan Aşağışehir’e (Undercity) inmiştir. Aylarca uğraşsak bile oraya zor varabiliriz. Biz vardığımızdada çoktan gitmiş olur.
-Peki şu güneydeki dağda olduğunu söylediğin geçit?
-Şu an önünde elit bir tabur sizin teşrifinizi bekliyor ekselans.
Bekrai gülümsedi, keyfi yerine gelmişti. Öyleki bir an oğlunun ölümünü bile unuttu. Sonra o aklına gelince ciddileşti. Elini Arethna’nın yanağına koyup konuştu;
-Aferin çocuk. Aferin. (koltuktan kalktı. Üstünü düzeltip tam çıkıyordu ki yine Arethna’ya döndü.) suikasti kimin düzenlediği konusunda yeni bir haber var mı?
-Aslında var efendim. Prens hazretlerinin üzerinden sizin adınıza yazılmış bir mektup çıktı. Kendisini buraya davet etmişsiniz.
-Ben öyle bir şey yapmadım!
-Biliyorum majeste, ama konumuz bu değil. Siz prensin naşını çadırınıza aldıktan sonra iki ticaret bakanlığı görevlisi geldiler ejder sırtında, ikisinide yakalatım, sorguladım ve…
-Ve!??
-Ve majeste eğer suikasçılar başarısız olursa kalan işi bitirip hem sizi hemde prensi öldürmek üzere İmparatoriçe’den emir aldıklarını söylediler.
Bekrai’nin eli ayağı kesildi bir an. Dengesini yitirdi. Kendini zar zor tapladı. Sinquin bunu nasıl yaptı ona. Nasıl kocasını öldürmek istedi? Nasıl Makhtar’ın katili olabildi? Oysa prensi bebeklşiğinden beri bir anne gibi sevmişti. Aklı almıyordu. Büyük topuzunu aldı kapının eşiğinden. Bu tobuzu demirhaneden ona getirmek için beş kişi gerekmişti. Tamgaların verdiği güçten olacak Bekrai tek eli ile kaldırabiliyordu.
Dışarı çıktı. Askerlerin umut dolu bakışları arasında şehrin tam önünde kurulmuş platforma çıktı. Askerler tek kelimelik emrini bekliyordu ama o hepsine can evinden verdi emri;
-Dreanor’dan Azeroth’a bizim gibi bir ırk yok böylesine sürülmüş, böylesine yıpranmış, ezilmiş. Orclar ve Eredar’lar kader yoldaşlarıdır. Hepimiz sürüldük, avlandık, alçaldık. Hepimiz Draenei’ız aslında. Öyleyse Dreanor’un evlatları bir hak uğruna, atanız kanınız hakkına, Işık aşkına kükreyin ejderler gibi. Naaru’nun hediyesi ile LOCK’THAR OGAR!!!
-Lock’thar ogar!
-Lock’thar ogar!
Toplar ateşlenmeye başladı. Arethna, Bekrai’nin yanına geldi;
-Majesteleri araştırma mangası döndü. Kapı temizmiş.
-Hemen bir tabur alıp o kapıdan saldırıya geçiceksin Arethna. Kuzey ve doğu kapılarını açacaksın bizim için. Önüne gelenide öldüreceksin, teslim olsalar bile.
-Peki efendim.
-Bakayım bende, o çok övdüğün geçit neye benziyormuş.
Geçitin önündeki tabura geldi Bekrai. Hepsi son derece iyi silahlanmış elit askerlerdi. Tek tek süzdü hepsini. Sonra küçük mağraya baktı. Demir bir kapı ile kapatılmış, çalılarla gizlenmişti. Eli ile “hadi” işareti yaptı. İki iri tauren kapıya yöneldiler. Kapıyı kilitli tutan zinciri iyice kavradılar,
-Hadi, bir-iki-üç, hayyytt!!!
Kilidi kırdılar. Kapı içeriye doğru büyük bir sesle açıldı. Taurenler içeri girdi. Bir müddet sonra sesleri duyuldu,
-Temiz!!!
Arethna batı kapısına gelmişti. Tabura dur işareti yaptı. İliklerinde bir soğukluk hissetti. Burada yalnız olmadıklarını düşünüyordu. Yinede durmadı, girdi şehre. Böylece başkente giren ilk Bahran askeri oldu. Bir kuş kondu önüne. Birden içindeki soğukluk korkuya dönüştü. Geri adım atmaya başladı. Sonra kuş büyük bir ışık içinde bir worgen’a dönüştü. Başbüyücü Mish’amir e.
-Hoş geldin Arethna, Redoh’un oğlu. Benimle gelin, kraliçe Aşağışehir’e inmedi. Taht odasında bekliyor.
-Sen kimsin? Neden bize yardım ediyorsun?
-Çok soru sorma orc, gel benimle.
Büyücü Arethna’yı ve taburu yanına alıp taht odasına ilerlemeye başladı.
……………………
Bekrai ve askerleri ellerinde meşalelerle ilerliyordu. Sonunda ileride bir ışık gördüler. Uzun tünelden çıkmışlardı. Artık Aşağışehir’deler di. Peki nereden gideceklerdi. Burası büyük bir şehirdi. Unutulmuş’ların sadece beyni çürümüş, yürüyen cesetler olmadıklarını kanıtlayan bir şehirdi, bir labirentti. Ama Bekrai yolu biliyordu, daha doğrusu hissedebiliyordu. Doğruca asansörlere yöneldi. Eskiden veba akan bu çeşmelerde ve kanallarda şimdi içme suyu akıyordu. Zaman ne ilginç bir şeydi. Azeroth’un en zehirli şehri şimdi tam anlamıyla “bir kadının dokunuşu ile” harika bir yer olmuştu. Siyah duvarlar temizlenmiş güzel bir kiremit rengi almıştı. Bazı yerlerde çiçekler bile vardı saksılar içinde. Bekrai birden durdu. Fark etti ki, etrafta başkaları var.
Topuzunu aldı ve havaya kaldırdı. Dopuz bir fener gibi etrafı aydınlattı. Meşalelerin ışığı yetmediğinden duvarların diplerine sinmiş çocukları görememişlerdi. Hepsi insan gibi görünüyordu ama worgen oldukları kesindi. Onlara ne yapmalı diye düşündü. Askerler kılıçlarını kavramışlardı bile.
-Çocukları mı öldüreceksiniz aptallar! (diye kükredi askerlere)
Hızlı adımlarla asansörlere yöneldi.
Arethna büyücünün önderliğinde koca taburu kimseye gözükmeden taht odasının yanına kadar getirmişti. Tüm worgen askerleri surlardaydı zaten, şehir bomboştu. Büyücü derin bir nefes aldı. Yıllar önce Prens Arthas’ın yürüdüğü yoldaydı. Sonunda ellerini kapıya koydu ve yavaşça itti. Ağır kapılar derin bir sesle açıldı. Kraliçe Luenna tahtında oturuyordu. Elinde büyük Kral Terenas’ın kırık tacı vardı. Köşesindeki kan lekesi yıllara meydan okuyup geçmişi inatla hatırlatmak istercesine körermiş aldın taca yapışmıştı. Zaten kimsede temizlemek niyetinde değildi. Kimse bir kralın kanına dokunamazdı, öz oğluı bile bu kuralı hiçe saydığı halde.
Yacaşça kafasını kaldırıp Mish’amir e baktı. Ejderlerin dilinde “Tacın eli” anlamına gelirdi Mish’amir. Büyücü yavaş adımlarla salonun ortasına geldi. Tıpkı kanlekesi gibi, salonda 150 yıldır değişmeden kalmıştı. Ne Unutulmuşlar nede Loderon Worgenları onu değiştirmişlerdi. Hala hayalet sesler duyula biliyordu. Ama busefer farklı konuşuyorlardı.
-Gardiyan geri döndü….
-Trisfal’ın koruyucusu…
-Sonunda….
Luenna gülümsedi. Büyücünün arkasındaki Bahran askerlerine baktı.
-Bunca yıl benim yanımdaydın Mish’amir, her emrimi yerine getirdin. Ben kraliçe olmadan öncede sonrada. Bunca yıla rağmen kim olduğunu nasıl fark etmedim. Kendime inanamıyorum. Bide keskin zekam ile övünürdüm. Nekadar aptalmışım.
-Hayır kraliçem. Sizin aptallığınız değil benim hünerlerim yüzünden beni tanıyamadınız. Ama anlaşılan artık kim olduğumu saklamam gerekmiyor. Zaten bu duvarlarda beni ilk defa görmüyor.
Asasını yere koydu yavaşça. İyice doğruldu birden dumanlar içinde insana dönüştü büyücü. Askerler gözlerine inanamıyordu, Magerium da hep heykellerini ve resimlerini gördükleri Son Trisfal Gardiyanı Medivh karşılarındaydı. Yıllar saçlarını biraz ağırtsada hala eskisi gibi dinç ve güçlü gözüküyordu. Kapşonunu açtı ve asasını geri aldı.
Tam o sırada büyük bir gürültü ile Bekrai girdi salona. Medivh’i ve arkasındaki Arethna’yı gördü önce. Efsanevi Medivh karşısındaydı. Sonra sağına baktı. Tahtta oturan Luenna'yı gördü. Şaşkınlığı öfkeye dönüştü. Kaşlarını çatarak Medivh’in önüne geçti. Luenna’nın tam karşısına. Kraliçe kalın bir kürk giymişti. Küçük yüzü ve parlayan gözleri üzerindeki yorgunluğu belli ediyordu. Saçları dağınıktı ve bembeyazdı. Yüzü kırklı yaşlarda bir kadını andırıyordu. Worgen krallığına hükmetmesine rağmen kendisi bir worgen değildi. Bekrai konuşmaya başladı.
-Kraliçe Luenna Güneşkoşucu (Sunstrider), bu gün saltanatına son veriyorum. Loderon’ı senden ve yaymaya çalıştığın worgen lanetinden ebediyen kurtarmak adına, teslim ol.
Kraliçe Bekrai’nin laflarına sadece gülmekle yetindi. Tacı kenara koydu ve ayağa kalktı. Siyah kürkü çıkardı üstünden. Beyaz sade bir elbise vardı üzerinde. Neredeyde ikiyüz yıllık bir geçmişe sahipti ama oldukça güzel ve orantılı bir fiziki vardı. Loderon’ın son büyük kraliçesi. İmparator’a doğru ilerledi. Kulağına yanaştı ve fısıldamaya başladı.
-O gün Uldum’da Goraj’i ın yaptığı fedakarlık bir işe yaradı mı sanıyorsun, hayır. Onun fedakarlığına bile ihanet ettin. Titan Zedax şu an sana olabileceği en yakın yerde bekliyor. Zamanı gelince harekete geçecek.
Sonra tahtına dönüp oturdu. Bekrai’nin şaşkınlık içinde ona baktığını görünce tekrar gülümsedi,
-Ama zaten geçti değil mi? Sevgili veliahtın…. Zavallı çocuk. İyi bir İmparator olabilirdi. Ve şimdi sen karşıma geçmiş benim saltanatıma son verdiğini söylüyorsun. Hayır Bekrai Doğrusilah (Trueweapon) buraya gelmekle kendi saltanatına son verdin. Kuzeyde Kaldrassil ve Bozkurt Drohum, batıda Taurenlar. Güneyde Zandalari’nin torunları. Hepsi Güneş Kral’ın çağrısına cevap verecekler. Kalimdor sana ve İmparatorluğuna mezar olacak.
Yanında duran tacı tekrar eline aldı ve Bekrai’nin önüne attı.
-İşte büyük Bekrai, birgün senin tacınıda bir başkasının önüne böyle atacaklar.
Bekrai’nin gözü döndü birden. Haykırarak Luenna’ya koşu. Hançerini çekip savurdu boğazına. Kraliçe tahtından düştü. Kesik boğazından akan kanlar nefes almasını engelliyordu. Sürünerek Medivh’in ayaklarına kadar geldi.
-Güneşkoşanlar devam etmeli. (Medivh yanına eğildi, Luenna kulağına fısıldadı) Oğlumuzu koru. Zamanı gelinde Loderon’ı tekrar o birleştirecek…..
Kraliçe kanlar içinde son nefesini verdi. Herkes Bekrai’ye baktı birden. Tahtta otumuş taca bakıyordu. “Saçmalık” dedi, topuzu ile tacı param parça etti. Sonra öylece tavana baktı. Sonunda en büyük düşmanını yok etmişti;
-Yıllarca sen mi beni kovaladın Luenna, ben mi seni anlamadım. Otuz yıllık saltanatımda bi senin gücün yetti bana. Bak şimdi ne hale geldin.
Sonra kapıya baktı. İkiyüz yılın ardından Trisfal’a güneş yeniden doğuyordu. Bulutlar giderek dağıldı. Ve işte Musibet’in ardından Lanet’te Loderon’ı terk etti.
-Fermanımdır. Loderon’da küçük şehir devletleri kurulacak. Erohar, Gilneas, Durnholde, Strathholme başta olmak üzere kurulacak bu yeni devletler doğrudan Bahran sancağına bağlı olacak. Loderon sonunda huzur bulacak….
part1:
http://forum.wow-tr.com/threads/6354-Saray-Hainler.
part2:
http://forum.wow-tr.com/threads/6383...1937#post41937
part3:
http://forum.wow-tr.com/threads/6467...2269#post42269
part4:
http://forum.wow-tr.com/threads/6578...2926#post42926
part5:
http://forum.wow-tr.com/threads/6764...3874#post43874
part6:
http://forum.wow-tr.com/threads/7026...ed=1#post45886
part7:
http://forum.wow-tr.com/threads/7089...6365#post46365
part8:
http://forum.wow-tr.com/threads/7152...6782#post46782
part9:http://forum.wow-tr.com/threads/7188...7063#post47063
part10:
http://forum.wow-tr.com/threads/7228...7360#post47360



Alıntı ile Cevapla
.
okuda yorum at anlarsın başlığı
