63.Bölüm: Loderon Arındırılması.
Bir asker nefes nefese komutanın çadırına girdi.
-Söyle orc ne oldu?
-Komutanım, İmparator hazretleri teşrif ediyorlar.
-Ne?!!
Eredar birden fırladı çadırından. Sura çıktı koşar adımlarla. Kıyılara kadar ulaşan çadırların bittiği yerde bir hareketlilik vardı. Hemen Elkine atladığı gibi oraya gitti...
-Majesteleri!
-Çok yaşa İmparator!
-Bahran için!
-Çok yaşa Bahran!
Askerlerin sevinç dolu sesleri arasında kurdunun sırtında usulca Loderon istilasının komuta merkezi Durnholde’a ilerledi. İstilaya liderlik yapan komutan hemen geldi yanına. Önünde durup diz çöktü.
-Majesteleri. Ben Birleşik Tahtlar Yüksek Generali....
-Kim olduğunu biliyorum general. Alın şını bağlayın. Yarında biz yola çıkmadan atın denize...
-Majesteleri! Durun ne suç işledim?!! Majeste!!!!
Ordunun şaşkın bakışları altında sarıklı Elfler koca eredarın bikaç saniyede adeta paket yaptı.
-Ağzınıda bağlayın.
Kurdundan inip generale yaklaştı Bekrai. Topuzunu aldı eline. Düşman askerine vurur gipi indirdi generalin beynine. Her bir parça bir yana. Demir topuzun sapı kaldı elinde. Sonra attı onuda.
-Düşmana savaş planlarını vermek bundan fazlasını hak ederdi.
Askerlerin şaşkın ve korku dolu bakışları altında kurduna bindi ve kaleye gitti...
Barrens; Tawereth Sarayı.
-Veliaht hazretleri, İmparator’dan bir mektup geldi efendim.
Hemen elindeki kağıtları bırakıp kalktı sandalyeden. Zarfı aldı. Babasının özel mührü vardı. Açıp kumaya başladı;
“Makhtar oğlum;
Loderon işgali giderek sonuç vermeye başladı. Seni burada istiyorum, zira burada güvenebileceğim kimse yok. Ayrıca birgün İmparator olacaksan askerlerin seni tanıması gerek. Oyalanma, yanına ne bir uşak nede bir eşya almadan b mektubu okur okumaz yola çık. Kimseyede birşey söyleme. Gelişini dört gözle bekliyor olacağım.
Baban Bekrai”
Yine sandalyesine oturdu. Maktubu bir-iki kere daha okudu ve masaya bıraktı. Tam karşısında duran Loderon haritasına baktı. Sonra önündeki Kuzey Kalimdor haritasına. Tamda Darnassus’a harekete geçecekleri sırada neden Loderon’da istenmişti ki? Mektup babasının mührünü taşıyordu, sorgulamak ona düşmezdi. Hemen yolculuk için giyindi, ejderine atladığı gibi yola çıktı.
-Nedemek prens gitti?
-İmparatoriçe hazretleri, kendilerine İmparatordan gelen bir mektup verdim ve birden gitti.
Pencereye yanaştı. Ufukta yavaşça kaybolan Makhtar’ı gördü. Bu işin içinde başka şeyler vardı.
-Prensin peşine iki binici takın. Onu korusun kollasınlar.
-Peki majesteleri.
-Av nasıl gidiyor?
-Tam istediğiniz gibi. Ticaret bakanlığı görevlileri Meclis başkanıda dahil atmış sekiz vekil ve asili tutukladılar. Üstelik depolarına girmemize gerek kalmadan. Zaten kaçak malları varmış.
-Peki bu Orgrimmar’da ki baskın?
-Herşey hazır, bizzat gidip baskını yöneteceğim. Yarın öğlen vakti ben oraya varınca harekete geçeceğiz.
-Bende Ticarek Bakanı olarak orada bulunacağım.
-Majeste imajınız açısından size zararı dokunabilir. Bizzat gelmeseniz diyorum.
-Hayır! Mutlaka orada olmalıyım. Drohum düşerken onu görmeliyim.
-Peki majesteleri. Öyleyse hemen yola çıksak iyi olacak.
-Sen hanedan aracını hazırlat, birazdan gelirim.
-Peki majesteleri.....
Uldum; Sobek Sarayı.
-Emir hazretleri...
Sinkrai büyük terastan şehri izliyordu. Büyük Tor’Vil şehrini, yeni adı ile Sobek’i . Quel’Thalas tan gelen göçmenler şehir kapısından içeri giriyordu. Loderon savaşı Silvermoon’a sıçrayınca mecburen Elf Prens’e sığınmışlardı. İhtiyar orcun sesini duyunca ona döndü.
-Söyle katip.
-Darnassus’tan bir kuş geldi efendim. (Darnassus mu? Savaş halindeyken neden düşman devletin bir valisine haber yollansın ki?)
-Ver hemen.
Güvercin benzeri kuşu eline aldı, bacağında küçük bir kağıt vardı. Onu alıp kuşu saldı.
“Uldum Emiri Sinkrai Doğrusilah (Trueweapon)
Bahran’ın önce Kalimdor halklarına şimdide Loderon’daki Irktaşlarınıza ve benim worgen kardeşlerime karşı uyguladığı emperyalist baskılara son vermek için Kaldorei ordularıyla Tawereth’e yürüyeceğim. İmparator Erohar’ı almadan harekete geçme niyetindeyim. Yakın zamanda sizi bizâti ziyaret edeceğim. Lakin öncelikle bana göşrülerinizi bildirmenizi arzu etmekteyim. Bizimle birlikte sizede çok zulüm etmiş bu zorbayı devirmemiz gerek. Haberinizi dört gözle bekliyorum.
Darnassus ve Kaldorei Eyaletleri Kralı Kaldrassil Yıldıztaç (The Starcrown)”
Sırtında bir yanma hissetti Sinkrai, o çöl sıcaklarında soğuk soğuk terlemeye başladı. Hemen minderlere oturdu. Mektubu birkez daha okudu. Sonra kırıştırdı ve büyüyle aleve verdi.
-Emir hazretleri?
-Hemen tüm şehri meydana topla. Bir kişi dahi eksik olmasın.
-Peki Emirim.
Yeni gelen göçmenler de dahil, Tor’Vil ler ön sırada olmak üzere tüm şehir toplandı büyük meydana. Her ırkran tüccarlar, Bahran himayesindeki Kum Trolleri, herkes oradaydı. Sonunda Sinkrai meydanın ortasına kurulmuş olan platforma geldi yanında coşkun alkış sesleri ile. Elini kaldırarak selam verdi halka. Alkış seslerini susturdu. Altın işlemeli kadim Uldum Firavunları’nın tahtını getirtmişti paltforma. Herkesin şaşkın bakışları altında oturdu. Katibinede yanındaki minderi işaret etti.
-Dediklerimi aynen yaz katip efendi.
Yaşlı orc yerine geçti. Eline kamışı aldı, mürekep kasesine batırdı ve söylenenleri beklemeye başladı.
“Kral Kaldrassil’e (Büyük bir sessizlik oldu, Bahran’ın bir vilayetinde düşman kralın adı anılıyordu)
Benden “Emir” olarak bahsetmişsiniz. Doğrudur, ben Bahran’ın atadığı bir vali idim. Lakin mesajınızı aldıktan sonra bu utanç verici sıfatları bırakmaya karar verdim. Bu mektubu Ahn'Qiraj’ın ve Güney Feralas’ın ve Silithus’un ve Güney Tanaris’in ve Zul’Farrak’ın ve Un’Goro’nun ve bilhassa Kalimdor’un incisi Uldum’un, Dört Çöllerin Sultanı, Asaleten Troll Tahtının Uluşefi, Güney Gûruhun Savaşşefi, Quel’Thalas ın Güneş Kralı (The Sun King), Gümüş Tahtın (Bahran Tahtı’nı yüceltmek için kullanılan bir sıfat) tek varsi ve bilhassa Kutsal Işık’ın Azeroth’a gönderdiği kurtarıcı olarak yazıyorum. Emrimde ki elli bin kişilik süvari ordusu, Troll birlikleri ve ebedi koruyucusu olduğum Küleden’le birlikte size Kalimdor’un gördüğü en zorba ve hain lider olan babam Bahran İmparatoru Bekrai’yi dervirmeniz için yardım edeceğimi bildirmek ricam olur.”
-İmzaya geç katip.
“Sultan İkinci Bekrai Kell’Tirion Sinkrai Küleden (The Ashpringer)”
Tahttan kalktı ve platformun ucuna geldi. Halk hala şaşkınlık içindeydi. Askerler bu hain prensi yakalamak için tahtın yanında oturan komutanların emrini bekliyordu. Komutanlarsa kime hizmet edeceklerini şaşırmışlardı. İmparator mu yoksa Sinkrai mi? Akıllardaki soruları gidermek için konuştu büyük Sultan;
-Şaşkınlık içinde olduğunuzu ve bu yaptığımın bir ihanet olup olmadığını düşündüğünüzü tahmin ediyorum. Haklı olup olmadığımı anlamak istiyorsanız şu aranızdaki Trollere bakın. Bakın onlara! Eşitliğin, ilahiyatın ve adaletin koruyucusu olduğunu savunan İmparator’un aralarında büyüdüğü halde kendine en büyük düşman bellediği trollere bakın! Bu mu sizin istediğiniz adalet?! Bu mu sizin istediğiniz devlet?! Bu deli adam mı sizin istediğiniz lider?! Hayır! Hiç kimse ama hiç kimse ezilmek istemez. O halde diz çökün ve kendinizi o deliye değil bana emanet edin. Kalimdor’a ve tüm Azeroth’a Küleden’in güneşi ile bereket, sancağımızın gölgesi ile huzur getirelim!
-Sultan Sinkrai çok yaşa!
-Sultanımız çok yaşa!!!
İşte olmuştu, Sinkrai halkı dize getirmişti birkaç etkili söz ile. Peki ya komutanlar? Hala askerler onların seçim yapmasını bekliyorlardı. Uldum generali yavaşça Sinkrai’yi alkışlayarak ayağa kalktı. Sonra yaklaştı ona. Halk susmuştu.
-Bu haini mi alkışlıyorsunuz! Askerler hemen yakalayın bu alçağı ve yandaşlarını.
İki asker Sinkrai’nin kollarına girip yakaladılar. Diğer askerlerde platformun önünde etten duvar ördüler. Halk deli gibi Sultanları’na ulaşmak için bastırıyordu askerlere. Yuhlamalar artıyordu. General bile şaşırmıştı. Bu halk nasıl olurda İmparatorluk’a isyan ederdi? Askerlerden biri iri eredar generale baktı sonrada kolundan yakaladığı Sinkrai’ye. Sultanı’nı bıraktı ve mızrağını generalin sırtına geçirdi. Çığlıklar içinde yere yığıldı koca eredar ve bunu yapan bir trolldü sanki yıllar süre savaşların öcünü alırcasına. Diğer askerde bıraktı Sinkrai’yi ve secdeye kapandı hemen. Af dilendi. Askerlerde halkı engellemeyi bıraktılar ve Sultan’a döndüler. Generali öldüren asker Sinkrai’nin sol elini tuttu ve kaldırdı;
-Sultan İkinci Bekrai çok yaşa!
-Yaşa! Yaşa! Yaşa!
Bu sefer Kalimdor’a güneş güneyden doğmuştu…
Ertesi gün, saat 1:30 Orgrimmar Emir Konağı….
-Şunlarıda alın,
-Peki efendim.
Konaktan zorla çıkarılan Drohum’u görünce sarıklı elf etrafa emir vermeyi bıraktı ve hanedan aracına koştu. Hızla perdeyi açtı. Sinquin bir an korktu;
-Ne oldu?
-Orgrimmar Emiri Drohum, majeste. Konaktan çıkartılıyor.
Gözlerini kısarak parlak güneşi atlattı ve konağa baktı. Drohum öylece toz toprağın içinde çömmüş olanlara yanıyordu. O kim kaçak mallar kim? Nasıl oldu bu? Deposunda nasıl olurda bu mallar olabilirdi? Birden güneşin sıcağı kesildi. Bi gölge kesmişti onu. Eli ile gözlerine siper ederek yukarı baktı. İmparatoriçe karşısında duruyordu. Zar zor ayağa kalkıp dikti alev saçan gözlerini Sinquin’e;
-Emir Drohum, nasıl odluda bu yollara düştünüz? Üstelik sahip olduğunuz dolgun aylığa ramen.
-Sen… sen soyu sopu belirsiz kaltak! Sen yaptın bunu! Beni deviremeyeceksin. Ne sıfatla karşımda duruyorsun dengesiz!
-Ben Bahran İmparatorluğunun İmparatori….
-Sen sadece kardeşine tecavüz etmiş kaçık bir piçin kızısın okadar! Karşımda duracak konumun yok.
Sonra olan biteni izleyen şaşkın orgrimmar halkına döndü. Hepsini tek tek süzdü. Korkuyorlardı, eğer Drohum’da giderse orcları kim koruyacaktı. Hepsi köle olurdu. Karşısında duran çocuklara baktı Drohum, sonra yanında duran sarıklı elfe döndü. Yavaşça yaklaştı. Elf bir Sinquin’e bir Drohuma bakıyor ve ufak ufak geri adımlar atıyordu. Drohum hızlanınca diğerleride kılıçlarını çekip ona yaklaşmaya başladı. Elfin kılıcını aldı bir hızla ve aynı hızla onu ensesinden tuttuğu gibi birkaç metre fırlattı. Birden şehit ahaliside daldı olaya. Elflere saldırdılar, Drohum ileri yaşına göre çok hızlıydı, önünü kesen iki askeri yere serdi ve kılıcını İmparatoriçe nin gırtlağına dayadı;
-Yeter!!!
Sarıklı elfler Sinquin’in rehin alındığını görünce kılıçlarını bıraktılar. Orclar yere serdi hepsini. İri bir tauren Sinquin’in ellerini bağladı. Boynuna da bir zincir dolayıp diç çöktürdü ona. Drohum kılıcını yere saplayıp ahaliye döndü;
-Ben, Savaşşefi Go’el in 4. kşaktan torunu Bozkurt (Frostwolf) hanedanının tek temsilcisiyim! Şu saatten sonra sizin desteğinizle kendimi Kuzey Gûruh’un Savaşşefi ve Orgrimmarı Han’ı ilan ediyorum. Erkekler sözüm size, tez vakit vedalaşın helalleşin sevdiklerinizle. Altıncı günün şafağında Tawereth’e yürüyeceğiz, Lock’thar ogar!!!!
- Lock’thar ogar!!!!
- Lock’thar ogar!!!!
- Lock’thar ogar!!!!
Bekrai çadırında Uldum’dan gelen haberi okuyordu. Elleri titriyordu. Sinkrai, öz oğlu nasıl yaptı bunu ona? Orgrimmar’da olanlar daha ulaşmamış ona belliki. Mektubu bırakıp kalktı sandalyeden, kendini yatağa bıraktı. Elini anlına koydu. Şimdi ne olacaktı? Kraliçe Luenna’nın üstüne mü yürümeliydi, yoksa gidip isyan ile mi uğraşmalydı?
Makhtar’da nihayet varmıştı ordu kampına. Ejder yere konduğu gibi indi ve Bekrai’nin çadırına yöneldi. Nerede olduğunu anlamak kolaydı, meşalelerin arttığı yerde olmalıydı. Güya koskoca bir ordu kampındaydı ama kimse yoktu etrafta. Ürperdi bir an, adımlarını hızlandırdı. Bir takım ayak sesleri duydu. Busefer koşmaya başladı. Diğer seslerde peşinden geliyordu. Çadıra varmıştı. Nöbet tutan askerler şaşkına dönmüş mızraklarını onlara doğru koşarak gelen adama çevirmişlerdi.
Bekrai dışardan gelen sesler duydu, başta aldırmadı. Birden tüfek sesleri duydu yataktan fırladığı gibi dışarı attı kendini. İki orc muhafız elinde tüfek tutan iki adamı deşiyordu. Yoksa suikast girişimi mi atlatmıştı? Yere baktığında öylece kaldı.
-Makhtar!!!
Prens kanlar içinde yerde yatıyordu. Tüfekler ona ateşlenmişti. Hemen yanına gitti. Başını dizine koydu. Bir yandanda yaraya bastırıyordu kanamayı durdurmak için;
-Makhtar, sakin ol oğlum. Yanındayım.
-Baba.. sen çağırdın bende geldim…
-Ne çağırması? Ben seni çağırmadım.
Boğazına dolan kanlar Makhtar’ın konuşmasını zorlaştırıyordu.
-Tamam konuşma, iyi olacaksın. Hekimleri çağırsanıza öyle bakmayın!!!!
Şaşkın ork muhafızlar hemen hekimlerin çadırına koştu. Sesler uykudaki orduyuda ayağa kaldırmıştı. Askerler yavaşça prens ve Bekrai’nin etrafını sardı uyku dolu meraklı bakışlarla. Karşılarında İmparator yoktu busefer.
-Makhtar nefes al! Nefes al!
-Baba…..
-Makhtar!!! Makhtar!!!
Hayır busefer İmparator yoktu karşılarında, oğlu kendi kanından boğulurken elinden hiçbirşey gelmeyen bir baba vardı.
part1:
http://forum.wow-tr.com/threads/6354-Saray-Hainler.
part2:
http://forum.wow-tr.com/threads/6383...1937#post41937
part3:
http://forum.wow-tr.com/threads/6467...2269#post42269
part4:
http://forum.wow-tr.com/threads/6578...2926#post42926
part5:
http://forum.wow-tr.com/threads/6764...3874#post43874
part6:
http://forum.wow-tr.com/threads/7026...ed=1#post45886
part7:
http://forum.wow-tr.com/threads/7089...6365#post46365
part8:
http://forum.wow-tr.com/threads/7152...6782#post46782
part9:http://forum.wow-tr.com/threads/7188...7063#post47063
part10:
http://forum.wow-tr.com/threads/7228...7360#post47360



Alıntı ile Cevapla