62. Bölüm: Yeni hayat.
1 ay sonra...
-Majesteleri bakın!
Sinkrai hanedan aracının perdesini araladı. Süvarinin gösterdiği yere baktı. Nihayet varmışlardı. Yayan gittikleri için havadan üç günlük mesafede olan ulduma bir ayda ulaşmışlardı. Tabi bir hafta boyunca Feralasta kalmış ve “trollere özerklik” meselesini halletmişlerdi. Troller Sinkrai’yi çok sevmişti. Bu bir haftalık feralas ziyaretinde ciddi kararlar almışlardı. Feralas’ın güney batısında bulunan iki ada, Zedax adındaki titan yüzünden şekil değiştirmişti. Onun gezegene gelişi ile oluşan sarsıntılarda yeni adacıklar ortaya çıkmıştı. Üstelik yeni yeni sanayileşen Azeroth’ta yakıt ihtiyacını gideren petro vs cevherler bu bölgede bolca bulunuyordu. Troller buranın Feralas’a ait bir parça olduğunu söyleyerek, bu kaynakların üstüne yatmak istediler. Açıkcası haklıydılarda. Sinkrai ise akla gelmeyecek bir karar aldı. Adaların bulunduğu sahil şeridine dev bir duvar örülecekti. Büyük bir projeydi bu. Sinkrai, Uluşef Ta’kaur a (Zuli’jin in evlatlığı) bu teklifi kabul etmeleri halinde iç işlerinde bağımsız olacaklarını söyledi.
Bu projeye izin vermek demek Feralas’ın üçte birinin coğrafyadan koparılması demekti. Ama yinede kabul ettiler. Zuli’jin in fedakarlığı nihayet halkını özgür kıldı. Herhangi bir birliğe bağlı olmaksızın tek başlarına gelişebilecekleri bir krallıkları olacaktı. 200 yıldır barındıkları Feralas artık resmen “Troll Vatanı” kimliği kazanmıştı. Her nekadar herşey pembe gözüksede, bu Bahran himayesinde olacakları gerçeğini değiştirmiyordu. Aslında hiç bağımsız olamamışlardı....
Sinkrai Uldum’un görkemli kapılarına baktı. Tanariz çölü özel bir bölgedir. Azeroth’un en mistik coğrafyalarından biridir. Kuzey bazısında hala ayakta duran Zull’Farrak bulunur. Bir dönem Goblei Cumhuriyeti’nin (goblin kartellerinin birleşerek kurduğu cumhuriyet) başkentinide barındırmıştı. Gronahome.... daha sonra Bahran bölgeyi satın almıştı. Goblinler paragöz bir ırktır doğru, ama aynı zamanda zekidirler. Bölgedeki Kum Trolleri’ni, onlara kendi devletlerini kurma fırsatını vereceklerini söyleyerek ikna etmişlerdi. Ama şehir Bahran tarafından ablukaya alındı. Bu olaylar sadece 2 yıl önce yaşandı.
Az geride kalmış olan Tanaris Nehri’ni düşündü. Bu nehir on yıl once goblinlerin isteği üzerine Toprak Halka tarafından yapılmıştı. Denizden, Un’goro ya kadar uzanan gür bir nehir. Un’goro ya bir şelale olarak geçerdi. Amaç Tanaris’i yeşillendirmekti ama pek bir işe yaramadı. Bölgedeki kadim sihir nehri etkilemiş ve Un’goro sınırlarından geçtikten sonra bir hayat pınarı halini almasına neden olmuştu. Un’goro büyük bir tarım havzası haline gelmişti. Ama ironik bir şekilde sihir Tanaris’te yeşilliğe izin vermiyordu. Onca masraftan sonra planın işe yaramayışı goblinleri bölgeden iyice soğutmuştu. Satışın sebebi buydu zaten. Bu çöle daha fazla yatırım yapmak istememişlerdi.
Sinkrai bu bir haftalık ziyarette trolleri çok yakından tanımıştı. Bekrai’nin onlarla 10 yıl geçirip hiçbirşey bilmemesi çok üzücü geldi ona. Zaten saraydan dışarı çıkmamıştı bile. Sinkrai birşey fark etti. Aslında kendiside aynı şeyi yapmamış mıydı 29 yıldır. Saraydan hiç çıkmamıştı nerdeyse. Dalaran valisi atandığındada etrafında sadece sosyete ve bazı dalkavuklar olmuştu. Babası aklına gelince sinirlendi birden. Sinir öfkeye dönüştü. Yumruğunu sıktı. Burada, Uldum’da yeniden başlayacaktı. Ve yine burada ya Bahran’ı şahlandıracak yada onu küllere gömecekti Küleçeviren (Ashpringer) ile.
Uldum’un dev kapısından geçtiler. Aklı hala Zul’farrak trollerindeydi. Troller binlerce yıl süren savaşlarına rağmen ciddi bir nüfusa sahıplerdi. Askeri anlamda çok etkili olabilirlerdi. Yanında oturan katibine ilk resmi emrini yazdırdı;
-Lahan efendi..
Yaşlı orc yorgunluktan dalmıştı. Sinkrai’nin sesini duyunca uyandı birden. Hiç kendini bozmadan defterini açtı.
-Yapılaaklar arasına ekle bunuda. Deki; Kum Trolleri’nden oluşan özel bir muhafız alayı kurulacak. Bu muhafız alayı, her türlü resmi aktiviteden uzak tutulacak ve son olarak sadece ve sadece Uldum Emiri’ne (yani Valisi olan Sinkrai’ye) bağlı olacak.
Katip merakla prensin bir sonraki sözünü dinledi. Çok şaşırmıştı. Yıllar sonra ilkkez troller resmi bir göreve tahin edileceklerdi. Merakı geçince yazmaya başladı. Sinkrai tekrar araladı perdeyi, Kayıp Tor’vil şehrine gelmişlerdi bile. Şehir ihtişamlıydı. Mimarisi Tawereth ile çok benziyordu.
Tor’villerin ilk sahneye çıkışları, Northrend’de Kral Arthas’ın zamanında olmuştu. Büyük Afet’ten (Cataclyzm) sonra iyice aktif roller aldılar. Ölüm Kanadı yenildikten sonra, takip eden 13 yıl içinde büyük bir iç savaşa başladılar. Et Tor’viller ile orjinal Taş Tor’viller birbirlerini kuruttu. Ama kazanan Taş Tor’viller oldu. Korkunç bir soykırımdan sonra Uldum ve ona bağlı diğer 4 çöl bir krallık haline geldi. Uldum eski bir yerleşimdir. Çok iktidar değiştirmiştir. Hiçbir hanedan iki kraldan fazla yönetememiştir bu çölü. Devamlı isyan halindedir. Bahran’ın egemenliğine girişi buyüzden red edilmiştir mecliste. Ama Bekrai Tor’villeri tanırdı. Zul’Hak ta prenslerin öldüğü ayinden sonra şaman eğitimini burada tamamlamıştı. Burdan sonra kuzeye gitmiş ve orda Kraliçe Alkeri ile karşılaşmıştı. Onun hayatını kurtarmıştı.
Zuli’jin, çekirdeğe ulaşmak için önce onun koruycuları olan Tor’villerden kurtulmalıydı. Yaradılış Çarkı’nı kullanarak Eski Tanrılar’ın “Et Laneti” nin sırrını çözdü. Gerisini troll simyacılar halletti zaten. Jin’e silahtan söz eden Malfurion’dı. Onada kurtarmaya çalışırken can verdiği Eski Tanrılar’dan Krekh’Sath. Bekrai herşeyi ynalış anlamıştı. Ama kabul edilmesi gerekiyordu ki bu iki kahramanda yanlış bir yol izlemişti. Yüz binler ölmüştü bu uğurda.
Tor’viller bir soykırım geçirmişlerdi ve yakın zamanda soyları tükenecekti. Zengin Uldum ziyan edilmemeliydi....
Sonunda Tor’vil şehrine vardılar. Şehir bom boştu. Sinkrai üzgündü. Bu şehre enson 13 yaşında gelmişti ve hayat doluydu. Burayı canlandırmak gerek diye düşündü ve işe koyuldu.
Elen son bir aydır devamlı sorunlar yaşıyordu. Midesi bulanıyor başı dönüyor vs. Bazen o krizleri geçirdiğide oluyordu. Sonunda şamanlara baş vurdu.
Herzamanki gibi sıcak bir gündü başkentte. Bir orc mahallesiydi burası. Toz toprak içinde oyun oynayan minik çocuklar. Kızarmış domuz kokkuları. Tipik bir orc yerleşimi. İki kişi girdi mahalleye. Kapşonlu bir pelerin giymişti ikiside. Orclar onları fark ettiler tabiki ama yadırgamadılar. Orclar sıcak bir ırktı. Hiç sapmadan devam ettiler. Az ilerden sağa döndüler. Kapı yerine perdesi olan bir eve hirdiler. Diğer tüm evler gibi sarı tuğlalı bir ev.
İçeride fokurdayan tüplerin sıcağı ve keskin bir koku hemen burdu onlara. Elen kapşonunu çıkardı.
-Sen burda kal Arethna.
Arethna kafasını sallayarak onayladı. Dışarı çıktı. Hemen önüne küçük çocuklar toplandı. Onlarla top oynamaya başladı. (küşük samandan bir top ile)
Elen odada dolanmaya başladı. Tavanda asılı olan tılsımlara dalmıştı ki bir sesle ilkindi.
-Yardımcı olabilir miyim?
-A..a. Evet. Ben burda yaşadığı söylenen bir şamanı arıyorum. Adı... adı Erak. Erak Wolfhand.
-Evet benim. Aaa şimdi anladım siz o esrarengiz kadınsınız. Evet uşağınız haber vermişti. Ben hekim Erak. Buyrun uzanın şuraya, bende tütsüleri yakayım.
Orcun gösterdiği yere uzandı. Orc tütsüleri yaktı ve hemen onun baş ucuna geçti. Tütsülerin dumanını kızın üstünde gezdirmeye başladı. Birşeyler mırıldanıyordu. Elini, Elen’in başının üstüne koydu. Birden çattı kaşlarını. Hemen elini geri çekti.
-Ne oldu ihtiyar.
-İki ruh sezdim içinizde hanımım. Lankin anlayamadım hangisi sizin?
-Ne demek bu?
Orc kaşları çatık bir şekilde devam etti. Busefer elini kızın karnına koydu.karnında gezindiriyordu ki birden durdu.
-Yine ne oldu? Hastalığım nedir çözdün mü?
-Ne hastalığı, müjde müjde. Hamilesin.
-Ne?!
-Neden korkuyorsunuz hanımım, bir lütuf bu. Hemde güçlü bir ruhu var.
-İnanamıyorum, hamileyim....
Gülümseyerek kalktı. Elini Elen’e uzattı. Elen ihtiyarın elinden tutunarak ayağa kalktı. Üstünü düzeltti. Bir kese altın verdi ihtiyara. Gülümseyerek kapıya yöneldi. Birden durdu. Kaşları çatık birşekilde ihtiyara döndü. Kendi kendine “ya babası?” diye sordu. İhtiyar korkmuştu. Yanlış birşey mi yaptı acaba? Elen bir kese daha attı ihtiyarın önüne.
-Konuşmayacaksın.
Hızla çıktı evden. Arethna onu çıktığını gözünde hemen gitti yanına.
-Hanımım. İyi haberler vardır Işık’tan dilerim.
¬-Var. Bir prens geliyor.
-Ne. Muhteşem bir olay bu.
Elen çocuklara baktı. Çok sefil gözüküyorlardı. Oysa onlar koskoca başkentte yaşıyorlardı.
-Arethna, altıns saç etrafa.
-Seve seve hanımım.
Elen geldikleri yoldan gitmeye başladı. Arethna da hemen çıkardı keselerini. Ağızlarını açıp öylece saçtı. Herkes toplandı etrafına.
Elen dalgın dalgın onu bekleyen arabaya ilerliyordu. Hanedan aracına. Aileden olmamasına rağmen Bekrai biricik göz bebeğine kıyamıyordu. Her imkanı sağlıyordu. Bu bir ayda çok bağlanmıştı ona. Adeta sihirlenmişti.
Birden önünü iki iri orc kesti. Onları bile zor fark etti. Üstleri paçavra gibiydi. Ellerindeki hançeride fark edince kaşların çatıldı. Arabanın yanında iki muhafız yanına geliyordu ki durdurdu onları.
-Merhaba yurttaşlar. Ne istemiştiniz?
-Etrafa saçacak altının varsa pek ala fazlasıda yanındadır.
-Evet, ver onaları bize.
-Yanlış anladınız. Onlar kutlama için dağıtıldı. Ayrıca ben yanımda para taşımam.
-Para demişken, bayada güzelsin sen.
-Haddini aşıyorsun orc.
-Aşarsam ne olacak.
Elini Elen’in yüzüne usatmıştı ki Elen yakaladı onu. Birden gözlerinin rengi kan kırmızıya döndü. Kendinin iki karı orcu elini sıkarak iki büklüm etti. Arkadaşının acı çektiğini gören diğer sefilde hançerine davrandı. Elen busefer ona döndü. Diz çökmüş orcu bıraktı. Etrafında dönerek toynağını indirdi haydıtın kafasına. Sonra diğerinide tekmesi ile bir iki metre sürükledi. Etraftakiler donmuş, onu izliyordu. Muhafızlarda öylece kalmıştı. Kapşonunu taktı ve aracına bindi. Arethna da koşa koşa geldi onun yanına. Sürücünün yanına oturdu.
-Gidelim Arethna.
-Küçük hanımı duydun, sür hadi. Doğruca saraya...
Bir hışımla kurtların ve gıcırdayan tekerlek sesleri kapladı sokakları.
Darnassus. Görkemli Kaldorei başkenti. Büyük elf diyarının yönetildiği yer. Bin yıllardır süre gelen bir aşkın en iyi şahidi. Furion ve Tyrande.... Darnassus şüpesiz Azeroth’un en eski yerleşimlerinden biridir. Muazzam bir elf nüfusuna sahiptir. Aynı şekilde ciddi bir worgen nüfusuda vardır. Worgen’lar elf yönetiminede katılmışlardır. Aslında elfler gerçek anlamda bir devlet hiç kurmamışlardır. Çalışkan bir ırktır elfler.
Ancak, iki liderlerinin de ölümü, onları ağır yaraladı. 6 yıl süren iktidar boşluğu sonunda bir iç savaşa neden oldu. O zamanlar Loderon’dan bağımsız olan Gilneas, yılları aşarak gelen hürmetlerini gösterdi ve savaşa son verdiler. Savaşa taraf olan on üç savaş lordundan, Tyrande’ın öğencisi baş tahip ve Elune muhafız alayı lideri Elkrehan Yıldızavcısı’nı (Starhunter) başa getirdiler. Diğer lordlara ne olduğu ise meçhul.
Şu an, Loderon Büyük Baronu, Gilneas Lord’u vede Darnassus Baş Druid’i, Worgen Arcdruid Kaldrassil başkent Darnassus’ta ve ciddi bir ordu toparlamaya başlamış bile.
-Arcdruid, Malfurion Stormrange’in onursal vekili Lord Kaldrassis.
Tapınağın büyük kapıları açıldı. Başları eğik, ellerinde tütsülerle elf rahibeler girdi önce büyük Elune Tapınağı’na. Bu tarihi yapı hala tüm asaletini koruyordu. Onlardan sonra siyah cilalı zırhları ile iki insan girdi. Muhtemelen onlarda worgendı. Ve nihayet beyaz tüylü bir kurt girdi içeri, birkaç druidde arkasından. Dev salonun ortasındaki çeşmee geldi. Birden kurt ışıklar içinde şekil değiştirmeye başladı. Tüm bilgeliği ve asaleti ile. Siyah ipek bir kaftan giyinmiş giymiş beyaz tüylü bir worgen çıktı ortaya. Başrahip Lord Elkrehan yanına geldi kendisinin. Elinde tahta bir asa vardı. Geyik başı şeklinde. Kadim druid Malfurion’nın asası. İri worgen diz çöktü.
-Burada, büyük Elune’nun ve kaldorei halkının huzurunda, sizi Darnassus Kral’ı ilan ediyorum Vekil Kaldrassil. Ve de ebedi rehberimiz Arcdruid Malfurion Stormrange’in asasını size vererek, saltanatınızı ve Kaldorei’ın size bağlılığını hanedanınıza ediyorum.
Başını kaldırmadan asayı aldı Kaldrassil. Sonra usulca ayağa kalktı. Salondaki ve tapınağın dışındaki herkes diz çöktü.
-Ben Kaldrassil Yıldıztaç, Kaldorei ulusunun beni kendilerine lider tain etmelerinden dolayı büyük mutluluk duyuyorum ve onları onurlandıracağıma yemin ediyorum. Önce Kutsal Işık’ın sonrada büyük Elune’nun şahitliğinde yine yemin ederim ki, büyük Malfurion’nın rehberliğinden ayrılmayacağım. Andiçerim ki, kaybedilen onuru, gücü vede toprağı halkıma geri vereceğim. Ben artık bir insan değilim. Ondanda öteyim. Ben bir worgenım. Kaldorei’ın can yoldaşıyım. Ve de andiçerim ki, sizden çalınan; halkımdan çalınanı geri alıcam o güneyli kafirlerden!!!
-Çok yaşa büyük Kaldrassil!!! .çok yaşa!!!
Ve işte, night elfler uzun yıllardır hasret oldukları krallarını bulmuşlardı. Onbin yıldır boş kalan yıldız taht, bir worgen tarafından dolduruldu...
-Majesteleri...
-Ekselans,
-Majesteleri...
-Sizi görmek çok güzel.
-Majesteleri memnun oldum,
-Bende Theramore Dük’ü.
Kalabalığın arasından hızla tahta ilerledi İmparator. 3 basamağıda koşar adımlarla çıktı. Sonra salona döndü. Salondakiler başlarını eğerek selam verdiler. Bekrai’nin eli ile tekrar doğruldular. İmparator tahtına oturdu. İkinci bir el işareti ilede misafirlerini kabul etti.
-Darnassus büyük elçisi, Lor’Danel komutanı Ephir Kayıpmızrak (Lostspear).
Genç yakışıklı bir night elf büyük salona girdi. Gümüş işlemeli ve yaralı bir zırh giymişti. Sol eli ile kılıcının kabzasını kavramış, sağ omuzunu ise siyah bir pelerin örtmüş. İmparator’un on adım mesafesine gelince durdu. Eğilerek selam verdi ve hiç kendini bozmadan, tek kelime etmeden pelerininin altında sakladığı mektubu çıkardı ve uzattı. Hemen bir hizmetli davranmıştı ki, prenses Eitar onu durdurdu. Bektubu aldı, babasının yanına geldi. Selam veri ve mektubu açtı. İmparator sinirlenmişti, çünkü bu elf tıpkı diğer elçilerin hatta bazen kralların yaptığı gibi secde ederek selam vermemişti. Utanmadan hala karşısında dikiliyordu.
-Oku, dedi prensese.
-Emderedsiniz majesteleri. (mektubu saran kurdeleyi çözdü. Sonrada üzerindeki mühtü kırdı. Okumaya başladı)
“ Beş elementi yaratan Işık, muhteşem Cenarius’un annesi ve Azeroth’un koruyucusu Elune’nun adıyla...
İmparator Bekrai Gerçeksilah’a (The Trueweapon)
Taç giydiğim zaman bana söylenen yemini ettim. Ama kendi içimden üç yemin daha ettim. Asla yalan söylemeyeceğim. Ne kendi halkıma, nede başka bir halka zulüm etmeyeceğim. Son olarakta halkımdan kılıç zoru ile çalınanı geri alacağım. Sen İmparator, sözde Işık’ın seçtiği kişi olduğunu idda ediyor, hatta dahada ileri gidip sana bu günlere gelme imkanını sağlamış aziz Velen’i inkar ederek kendini peygamber ilan ediyorsun. Sen İmparator, gücün uğruna nice kan döktün. Hesap vaktidir. Ordumla başkentine yürüyeceğim. Ve o çok sevdiğin sefil canını hak etmediğin bedeninden söküp çıkaracağım.
Büyük Darnassus ve Kaldorei Eyaletleri Kralı Kaldrassil Yıldıztaç (Starcrown)”
Sonra yavaşça mektubu babasına verdi. Şok olmuştu. Bekrai mektubu tekrar okudu. Sonra tekrar. Sert bakışlarını Büyükelçi’ye çevirdi. Kalktı tahtından. Doğruca elfe yürüdü. Muhafızlarda kılıçlarını çekip yanına geliyodu ki prenses engelledi. Elfte kendi kılıcını çekti. Birden salon karıştı. İmparator’a kendi sarayında kılıç çekilmişti. Bekra düğmelerini çözmeye başladı. Üstündeki kaftanı çıkardı. Sonra yeleğini ve gömleyini. Biden göğüsünde ki tamgalar altın rengi ile parlamaya başladı. Kılıcı ucundan kavradı. Bükerek elfin boynuna kadar götürdü. Herkes öylece kalmıştı. Tekmesi ile yere yığru genç elçiyi. Mektubu gösterdi.
-Öyleyse, kralına benden bir haber ilet..
Adamı gırtlağından yakaladı. Mektubu ağızına dayayıp yedirmeye başladı;
-Ona deki, bu imparator delinin teki ve ekle... o kurt dişlerini tek tek sökecek!!!
Sonra bıraktı onu.
-Götürün!
Prensese baktı. Prenses kendinde değil gibiydi. Bu olanlardan başka birşeye takılmıştı kafası.
-Eitar?
-Hıı... şey, ben... özür dilerim majesteleri.
-Topla kendini. (salondakilere döndü) Benim İmparatorluğumda, benim sarayımda, benim tahtımın, prensesimin ve lordlarımın önünde bana bu küstahlığı yapan herkese bedelini ödeteceğim!
Alkış sesleri yükseldi salondan. Arethna olanları İmparatoriçeye yetiştirmişti bile.
-Demen majestelerine kılıç çekti.
-Evet İmparatoriçe hazretleri.
-Ozaman artık savaştayız. Muhtemelen Exodar üzerinden bir saldırı başlatırlar.
-Hava saldırısı mı?
-Savaşı en kısa yoldan biirmek için Darnassus’a girmeleri gerekecek. Peki ya Loderon?
-Majesteleri İmparator’un ordusu Durnholde’a dayanmış durumda. Ordaki savaşı kazanırsak Erohar’a kadar yol açık olacaktır. Ne yazıkki oldığım son haberlere göre worgen vebası orduda hızla yayılmaya başlamış.
-Ne vebası?
-Worgenlar bir silah geliştirmişler majeste. İnsanları worgena çeviren, onun dışındaki her türü yok eden bir hastalık. Ordu zaiyatı rakamlarla tarif edilemiyor. Ama kaba bir hesapla 7. ve 6. kol ordular sırf bu hastalık yüzünden tamamen eridi.
-Ya imparator ne yapacak?
-Orduyu bizzat yöneteceklermiş majeste.
-Teşekkürler Arethna. Çekile bilirsin.
-Mejeste..
Selam verdikten sonra odadan çktı. Sinquin’in kafası darma dağındı ve başı çatlayacakmış gibi ağrıyordu. Bu olanları derhal Sinkrai'ye yazmalıydı. İmparatorluk 2 cephede savaşıcaktı artık. Bu iyi bir fırsat olabilirdi, özellikle trolllerin ciddi desteğine sahipken.
part1:
http://forum.wow-tr.com/threads/6354-Saray-Hainler.
part2:
http://forum.wow-tr.com/threads/6383...1937#post41937
part3:
http://forum.wow-tr.com/threads/6467...2269#post42269
part4:
http://forum.wow-tr.com/threads/6578...2926#post42926
part5:
http://forum.wow-tr.com/threads/6764...3874#post43874
part6:
http://forum.wow-tr.com/threads/7026...ed=1#post45886
part7:
http://forum.wow-tr.com/threads/7089...6365#post46365
part8:
http://forum.wow-tr.com/threads/7152...6782#post46782
part9:http://forum.wow-tr.com/threads/7188...7063#post47063
part10:
http://forum.wow-tr.com/threads/7228...7360#post47360



Alıntı ile Cevapla