61. Bölüm: Yeni İttifaklar.
Eitar terasında oturmuş gecenin sessizliği altındaki şehri izliyordu. Hizmetçilerden birisi yanına geldi, kulağına birşeyler fısıldadı.
-Hemen gelsin, bekletmeyin.
Hizmetçi içeri girdi. Az sonra Bakan Drohum terasa geldi.
-Prenses hazretleri...
-Emir Drohum, buyrun oturun karşıma.
Prensesin işaret ettiği yere yöneldi. Oturdu. Hizmetçiler hemen gelip çay koydular ikiliye ve aynı hızla ortadan kayboldular. Eitar gözünü yukarıdaki aydan ayırmadan konuşmaya başladı,
-Sevgili Emir hazretleri, İmparatorluk için yaptığınız işler vede hayırlar unutulacak gibi değildir.
-Latife ediyorsunuz Prenses hazretleri.
-Latife değil, gerçekler. Bulunduğunuz yere hak ederek geldiniz. Önceleri basit bir alay kumandanıydınız, sonra general oldunuz, büyük elçilik göreviniz, Barrens Emiri olarak atanmanız ve şimdide Bahran Mülkü’nün ortağı sayılmanız, saray bakanı oluşunuz. Gücünüzü hiç düşündünüz mü efendim?
-Aslında evet, İmparatoriçe ile ara sıra yaşadığımız çekişmelerde gücümü ve sınırlarımı düşünmüşlüğüm oldu.
-Peki ailenizi?
-Ailemi hiç tanımadım.
-Biliyorum, aileniz uzun yıllar göçebe olarak yaşadı çünkü. Sonunda sizi kurtarmak için sizden vaz geçtiler. Kütüğünüzün kime dayandığını biliyor musunuz efendim?
-Anladığım kadarı ile siz öğrenmişsiniz.
-Şu an karşımda efsanevi Warchief Thrall’ın 3. küşaktan torunu oturuyor.
Drohum’un başından aşağı kaynar sular döküldü. Bunun ne demek olduğunu ve hayatında neleri değiştirebileceğini düşündü. Eitar’da bunları dile getirdi zaten;
-Warchief Thrall’ın soyundan gelişiniz sizi Hellscream hanedanının önüne geçirir. (oysa Eitar ve Makhtar bu hanedanın varisleriydi) buda demek ki istediğiniz an sıfatınızı kullanarak Orgrimmar’da yada başka bir yerde kendi saltanatınızı kurabilirsiniz.
-Neyi ima etmek istiyorsunuz ekselans?
-Hiçbirşeyi. Sadece şunu anlamanızı isterim, eğer hanedan içinde bir bütünlük yoksa, İmparatorluk’ta da birlik olamaz. Eğer birgün İmparator hazretleri vefaat edecek olursa, topraklar parçalanır, çok kan akar. Oysa ben düzenli bir paylaşımdan yanayım.
Eitar bu aşamadan sonra çok dikkatli olmalıydı, söyleyeceği her söz onu ölüme daha da yaklaştırabilirdi. Çayını yanındaki sehpaya koydu ve eğilerek kısık sesle konuştu;
-Görevinizden ayrılmanızı ve Orgrimmar valisi olarak yeni bir görev almanızı istiyorum Drohum. Vakti geldiğinde halkımızı korumanızı istiyorum. Eredarlara güven olmaz. Yarın öbürgün Birleşik Hanedanlar isyan ederde başkenti basarsa ne imparator, ne meclis, nede tanrılar kurtarır bizi. Vakti gelince tüm orclar ile Drotan topraklarına sığınacağız. Tereddüt etmemeniz gerek. Umarım kendimi ifade edebildim?
-Anladım ekselans. Tavsiyenize uyacağım.
Ayağa kalktı. Eğilerek selam verdikten sonra geri geri gitmeye başladı, kapıya gelincede arkasını döndü ve gitti. Belli ki duydukları onu korkutmuştu. Eğer Bekrai öğrenirse durmaz öldürürdü onu. Orclar hanedana Hellscream soyundan geldikleri için bağlıdır. Ancak yıllar geçtikçe gerek Tauren Soykırımı’nın, gerekse Thrall’ın öldürülmesi olayının arkasında Gorrosh’ın olduğu çıkınca hanedana güven sarsılmıştı. Yinede orcların başka seçenekleri yoktu. Eğer şimdi Frostwolf’lar tekrar ortaya çıkarsa orclar ayrılacaktır. Eitar neden kendi zararına olan birşeyi destekliyordu peki?
Etrafta kimsenin olmadığından emin olunca ayağa kalktı diz çöktü ve başını eğdi. İri bir kuş karşısına geldi ve koltuğuna kondu. Hasta gibi görünüyordu.
-Usta....
Kuş Eitar’a baktı, koltuktan indi ve yavaşça ona ilerledi. Tam karşısında durdu. Kanatları güçsüz görünüyordu, yaşlı siyah bir kuş.
-Konuştun mu? (kuş konuşabiliyordu...)
-Evet usta. Sanırım kendisini ikna ettim.
-Güzel. Sinkrai Piskopos’u öldürdü mecliste. Bekrai “veliaht” ünvanını aldı ve onu Uldum’a vali tayin etti. Yeni veliaht şüpesiz Makhtar olacak. Onun hakimiyetinde nihayet huzur sağlanacaktır.
-Madem öyle, neden ona rakip olabilecek biri ile konuştum ben?
-Sinquin hırslı bir kadın, ne yapacağı belli olmaz. Eğer olurda Makhtar’ın başına birşey gelirse imparatorluk dağılacaktır. Halkının güvenliği için yedek bir planımız olmalı. Yasalarınız senin tahta geçmeni engelliyor.
-Anlıyorum usta. Peki Loderon ne olacak?
-Yakındır İmparator, Erohar kapılarına dayanır. O gün geldiğinde Kraliçe’nin güvenebileceği pek az kişi olacaktır.
Bekrai nihayet saraya dönmüştü. Sinquin olanları bir perdenin arkasından izlemişti. Kızgındı, çok çok kızgındı. Ama Bekrai’ye değil çünkü o Sinkrai’nin hayatını kurtarmıştı. Şimdiye kadar sandıklar dolusu altınlarla kendine bağladığını sandığı herkes meğer kendi çıkarları söz konusu olunca ondan vazgeçebiliyorlarmış. Hızla odasına gitti. Üstündeki ağır kıyafeti çıkarttı, ince bir gecelik giydi. Odada öylece dolanıyordu. Otoritesi fena darbe almıştı. Yapılacak başka birşey kalmamıştı. Herkese kim olduğunu gösterecekti. Hemen bir tül aldı ve başını örttü. Elini şaklattı. Sarıklı elflerden biri geldi önüne, diz çöktü.
-Meğer beslediğimiz dostlarımız, arkamızı dönmemizi bekliyormuş.
Bir kese altın aldı eline. Sonra elfin önüne attı.
-Kayıtlarda yer almayan nekadar mal varsa hepsini bu dostlarımızın ambarlarına yerleştirin. 1 haftnız var. Bundan onlarında haberi olmayacak.
Elf kafasını salladı, geldiği hızla odadan çıktı. Sinquin başındaki tülü çıkardı. Kendini terasa attı. Yerdeki yumuşak yastıklara uzandı öylece. Yıldızlara baktı. Aşağıdan kayaları döven dalgaların sesleri geliyordu. Eski günlerdeki gibi, kelle avına çıkacaktı.....
Bekrai kütüphaneye doğru gidiyordu, Yaradılış Çarkı üzerindeki çevirisine devam edecekti. Dile kolay 29 yıldır çeviriyi tamamlayamamıştı. Her farklı bakışta başka yazılar keşfediyordu. Dahası yazıları tersten okuyunca başka anlamlar çıkıyordu. Bu çarkı yapanlar muhteşem bir dehaya sahip olmalıydılar. Zaten buyüzden titan değiller mi?...
Koridorda ilerliyordu. Yanında Arethna vardı sadece. Elinde Velen’nin Asası vardı. Piskopos’un ölümü çok ağır bir tedbir olmuştu. Şimdi kiliseyi daha fazla azdırmanın anlamı yok diye düşündü.
-Arethna.
-Evet majeste?
-Şu otopsi yapacak hekimden kurtulun.
-Peki majeste.
Az ilerde bir eredar belirdi. Bir bayan. Bu yüz tanıdık gelmişti. Evet evet, bu yüzü tanıyordu. Med’an nın kızı değil miydi bu? Ta kendisi. İmparatoru görünce korktu, kaçacak delik aradı ama bulamadı. Sonra birden durdu. Terlemeye başladı. Ne olduğunu anlayamamıştı bile ki küt diye bayıldı. Bekrai asayı bırakıp hemen yanına koştu.
-Hadi Arethna onu odama götürelim.
Arethna kafasını sallayarak karşılık verdi. Kızın yerdeki çantasını andı. Bekrai onu kucakladığı gibi gitti. Yine çift eklemli bacaklarından olsa gerek, koşar gibi yürüyordu. Altı katı birkaç dadikada çıktılar hemen. Arethna odanın kapısını açtı. Bekrai kızı incitmemek için yavaşça geçti kapıdan. Sonra onu yavaşça dev yatağa bıraktı.
-Bir hekim çağır.
-Baş Büyücü’ye haber verelim mi?
-Hayır, telaşlandırmaya lüzum yok. İyileşince kendisi gider söyler.
-Peki majeste.
Bir hizmetçi su ile bir parça bez getirdi. Kız cayır cayır yanıyordu. Kan-ter içinde kalmıştı. Bekrai bezi ıslatıp Elen’nin yüzüne ve bileklerine sürdü. Kız hafif hafif kendine geliyordu. Gözlerini açmıştı ama şuğuru yerinde değildi belliki. Öylece etrafa bakınıyordu. Tam doğrulacaktı ki Bekrai müsade etmedi;
-Hayır, uzan ve dinlen.
Yine boş akışlarla geri uzandı. Sonra tekrar gözleri karardı. Bekrai hizmetçilere çıkmalarını işaret etti. Bir buçuk saattir kızın başındaydı, anlına koyduğu bezleri değiştiriyordu. Ateşi düşmüştü. Hekimin bıraktığı ilaçlar baş ucunda duruyordu.
Nihayet gerçek anlamda gözlerini açtı.
-Neredeyim ben?
-Şşşşş, sakin ol. Ben Bekrai..
-Majeste...
-Sakin ol.
-Ne oldu bana?
-Onu sana sormalı. Hekim sıradan birinin bu ateşe dayanamayacağını söyledi.
-Ben bilmiyorum. Eve gidecektim. Sonra sizi gördüm, birden terlemeye başladım.... Sonrası yok.
-Her ne olduysa artık geçti. Merak etme iyileştin.
Bekrai kenarına oturduğu yataktan kalktı, kapıya yöneldi.
-Sen bu gece burda kal. Yarın babanın yanına gidersin.
İmparator kendi odasını bir geceliğine Elen’e vermişti. Büyük bir jestti doğrusu. Tam odadan çıkacaktiki bir el onu yakaladı. Çok güçlü bir eldi, karşı koyamıyordu. Sonra aynı el onu yere yığdı. Daha gıkını çıkaramadan öteki el ağızını kapadı. Kıpırdayamıyordu, sanki canlı bir karbasan. Seside çıkmıyordu. Neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Bir ağırlık hisseti üstünde. Elen’di bu. İyice yüzüne yaklaştı. Ama hiç kendisine benzemiyordu. Bir iblis gibiydi. Gözleri kan kırmızıydı, dişlerini tarif etmeye gerek yok bile. Tıpkı bir Man’rai gibiydi. Bekrai’ye garip bir büyü yaptı. Gözleri karardı.
Aniden uyandı Bekrai. Sabah olmuştu. Bir kabus görmüştü belli ki. Derin bir nefes aldı. Rahatlamıştı. Saçma sapan hayaller sadece. Yanında bir hareket hissetti. Baktığında Elen’ni gördü. Birden fırladı yataktan. Sonra fark ettiki çıplak. Etrafa bakındı. Yerde duran kaftanını aldığı gibi çıktı odadan. Ne olmuştu gece. En son hatırladığı şey neydi. Hiçbirşey. Kabusta yavaşça siliniyordu aklından...
Elen yeni uyanıyordu. Gözlerini açtı. Güneş ışığı yüzüne vuruyordu. Bu hissi çok severdi. Birden tavanı tanımadığını fark etti. Hemen doğruldu. Bu odayıda tanımıyordu. Beynine bir sancı girdi. Kafasını tuttu iki eli ile. Neler olduğunu hatırlamak istedikçe sancı artıyordu. Sonunda düşünmeyi bıraktı. Birden fark etti ki üstünde kıyafet yok. Telaş etti. Neresi burası??? Yoksa Sinkrai’nin yanında mı kalmıştı. İyide bu oda onun değil. Yataktan kalktı. Yerde duran elbisesini giydi hemen. Geniş odada dolanmaya başladı. Pencereden baktı, hala saraydaydı.
Terasa çıkacaktı ki, çekmecelerin üstündeki arma dikkatini çekti. İyice yaklaştı ve birden dondu. Bu arma İmparator’a aitti. Birden şimşekler çaktı kafasında. Yere yığıldı. Tam o esnada, şansa odayı temizlemek için hizmetçiler gelmişti. Yerde krize girmiş olan Elen’ni görünce hemen yardımına koştular. Burnundan kan geliyordu. Elen bilinmeyen bir hastağıla sahipti. Herzaman neşeli ve bir çocuk gibi tavırlar takınırdı, zira birazcık korksa veya endişelense bu hale gelirdi. Birde tavuk yediğinde. Alakasız bir üçlemeydi belki ama sonuçları ciddiydi.
Onu alıp yatağa götürdüler. Kız kendinden geçmişti. Her sabah Bekrai’yi kontrole gelen hekim yine tam zamanında gelmişti. Bekrai yoktu ama Elen’nin ona daha çok ihtiyacı vardı. Hemen yanına koştu, çantasını açıp birşeyler aramaya başladı.....
Bekrai üstünde sadece bir kaftanla büyük terasta durmuş denizi izliyordu. Bir kuşak ile kaftanı kendine dolamış, önünü kapatmış. Göğüsündeki tamgalar gözüküyordu. O esnada Sinkrai geldi. Eğilerek selam verdi.
-Sinkrai, nasılsın?
-Varlığınıza minnetliyim majeste.
-Majeste mi? Bana daha önce böyle dememiştin hiç...
-Anladım ki artık çocuk değiliz. Yerimizi bilmemiz gerek.
-Haklısın.... bilmemiz gerek. Bu olaylar yaşanmasa bile veliahtlığı senden alacaktım. Biliyordun değil mi? Aksi takdirde nasıl öldürürdün piskoposu?
-Sadece birşeyler durmuştum majese evet. Ancak piskoposu öldürdüm çünkü size hakaret etti.
(Bekrai gülümsedi ve oğluna döndü)
-Sen Sinkrai, hep farklı oldun. Sende farklı birşeyler var. Belkide Işık seni yaratırken ayrı bir dokunuşta bulundu sana. Bilemiyorum. Tek bildiğim Bahran sana bırakılmamalı. Tarih tekerrürden ibaret oğlum. Kim bilir beki buyüzden birgün sen benim canımı alacaksın, tıpkı Zuli’jin in yaptığı gibi veya Prens Arthas’ın. O gün geldiğinde oğlum bilmeni istiyorum. Senden hiçbir zaman nefret etmedim. Annenin hırsına rahmen senden hiç ümidimi kesmedim. Bir eredardan çok elf sin belki ama, sen benim oğlumsun, benim kanımdanda öte canımdansın. Mecliste bir laf etmiştin, demiştin ki “Bu benim saltanatım, sakının kendinizi”
-Orda sadece o densiz üyelere hitap etmiştim, size değil. Ben...
-Biliyorum Sinkrai, ancak bende kendimi sakınacağım.
Sinkrai sustu, hazırlıklar bir gecede bitmişti bile. Uldum’a yola çıkıyordu birazdan. Aklına Elen geldi. Daha fazla bekletmenin anlamı yoktu. Babasına derdini anlatacaktı.
-Majesteleri ben....
-Hazır hala gitmemişken son bir vazife vermek istiyorum sana. Baş Büyücü Med’an nın kızı Elen, onu haremime alın.
Sinkrai’nin yanına geldi. Gülümseyerek elini yanağına koydu,
-Merak etme Sinkrai, herşey daha güzek olacak.
Sonra da gitti. Giderken adeta Sinkrai’nin aklınıda aladı götürdü. Prens öyle yıkılmıştı ki ayakta duramadı daha fazla. Dizlerinin üstüne düştü. Gözlerinden yaşlar geliyordu ama farkında değildi. Anlamsızca gökyüzüne bakıyordu. Güneş iyiden iyiye kendini gösteriyordu. Şimdiye kadar babasından ne istemişti ki? Veliahtlık ondan alındığında bile sesini çıkarmamıştı. Ama şimdi tek istediği şeyi, tek mutluluk kaynağını dileyecekken.... Sinkrai ilkdefa farklı bir hisle doldu. Nefretle...
part1:
http://forum.wow-tr.com/threads/6354-Saray-Hainler.
part2:
http://forum.wow-tr.com/threads/6383...1937#post41937
part3:
http://forum.wow-tr.com/threads/6467...2269#post42269
part4:
http://forum.wow-tr.com/threads/6578...2926#post42926
part5:
http://forum.wow-tr.com/threads/6764...3874#post43874
part6:
http://forum.wow-tr.com/threads/7026...ed=1#post45886
part7:
http://forum.wow-tr.com/threads/7089...6365#post46365
part8:
http://forum.wow-tr.com/threads/7152...6782#post46782
part9:http://forum.wow-tr.com/threads/7188...7063#post47063
part10:
http://forum.wow-tr.com/threads/7228...7360#post47360



Alıntı ile Cevapla
)) ama gine de baya güzeldi ellerine sağlık 