NOT: BU HİKAYE "SONA DOĞRU" SERİSİNİN DEVAMI NİTELİĞİNDEDİR.
60.Bölüm: Aşıklar.
-Bak Elen, sonunda Tawereth’e döndük.
-Bu beyaz surlar ilk defa bukadar hoşuma gitti.
Gülümsediler. Sinkrai, Elen’nin anlına bir öpücük kondurdu. Konvoy çok geride kalmıştı, onları bekleseler iyi olacaktı. Yeşil bir tepeye çıktılar. Önce Sinkrai indi. Elen onun elinden tutarak indi attan. Birkaç gündür at sırtındalardı. Üstelik ikiside aynı atı kullanınca epey yorulmuşlardı. Günler birbirine girmişti.
Sinkrai pelerinini çıkarıp yere, ağıcın gölgesinin düştüğü kısma serdi. İkiside uzandı. Gece olmak üzereydi. Yıldızlar kırmızı ve pembe karışık renkteki bulutların ardında belirmişti inceden. Elen dayanamadı ve sordu:
-İmparator ile nezaman konuşacaksın?
-Neyi?
-İkimizi.
Sinkrai düşündü bir an. Doğruldu. Elene döndü ve gülümsedi.
-Yarın.
Elen ne diyeceğini bilemedi. Şaşkınlıkla sevinç karışık bir haldeydi. Hemen Sinkrai’nin boynuna atladı.
-Seni seviyorum.
-Bende.
Bekrai kurdunun üstünde yavaş yavaş ilerliyordu. Sağ kalan komutanları ve yaklaşık 500 küsür askerde arkasından. Bukadarı kurtulabilmişti. Drohum yanına geldi. Az ilerde onlara doğru gelen biniciyi gösterdi ve gülümseyerek konuştu;
-Bakın ekselans, Arethna daha fazla bekleyememiş.
Bekrai yorgunluktan bitmişti. Arethna’yı görünce gülümsedi zar zor.
-Zavallı aklını yitirmiştir biz yokken. (ikiside küçük bir kahkaha attılar)
Arethna onlara doğru geliyordu. Ama birden ilerde bir fayton belirdi. Hanedan araçlarından. İki tane beyaz at hınçla çekiyordu. Arkasındada muhafızlar vardı.
-Anlaşılan İmparatoriçe de fazla bekleyememiş.
Bekrai’nin suratı asıldı. Konvoyu durdurdu. Hemen bir asker eyilip basamak görevini üstlendi. Bekrai ona basarak indi kurdundan. Bir askerde eline bir baston tutuşturdu. Ayakta tek başına duramıyoru. İki eli ile bastona yüklenerek durdu. Arethna yanına geldi. Kurdundan inmeden selam verdi:
-Majesteleri..
-Arethna, ben yokken rahat durdun umarım.
-Elimden geldiğince majeste. İmparatoriçemizin izin verdiği kadar.
Bekrai gülümsedi. Hanedan aracı hizalarına gelince durdu. Sürücü hemen indi ve arkaya yöneldi, kapıyı açtı. Önce narin bir el uzandı. Sürücü o elden tuttu kibarca. Narin el sürücüden destek alarak vücudun gerisini getirdi. Tüm güzelliği ve asaleti ile Leydi Sinquin arabadan indi. Dini örfe uygun olarak saçlarına şeffaf kırmızı bir tül ile örtmüştü. Altın saçları anlından tel tel gözüküyordu. Bekrai’ye bakıp gülümsedi. Bekrai’de aynı şekilde karşılık verdi.
-Majesteleri.
-Sinquin. (gülümseyerek yanına yaklaştı. Eline bir öpücük kondurdu.) nasılsın iyi misin?
-Sayenizde majesteleri.
-Yokluğumda neler yaptın anlat. Arethna senden şikayetçi.
Zavallı korku ile imparatoriçeye baktı. Ama Sinquin sadece gülümsedi.
-Haklıda, zavallıyı rahat bırakmadım. Siz yokken tatil yapacağını sanıyordu.
Gülümseyerek Bekrai’nin koluna girdi, beraber faytona bindiler.
Sinkrai ile Elen birbirine sarılmış uyuyorlardı. Çok yorgunlardı. Makhtar’ın sesi uyandırdı onları. Elen korktu, biri görürde ne der diye düşündü. Sinkrai’ye baktı. Oda endişelenmişti. Sesin sahibine bakınca rahatladı.
-Sinkrai sana diyorum!
-Ne var?
-Babam geliyor, böyle görmesin sizi.
-Tamam saol.
Makhtar gülümseyerek ağabeyine baktı. Sinkrai de gülümsedi;
-Tamam dedim ne duruyorsun hadi git, bizde geliyoruz.
-Acele etmeyin. İmparatoriçe ile önce Magerium’a ordanda meclise gideceklermiş.
Kurduna binip şehir kapısına yöneldi. Sinkrai gülümseyerek Elen’e baktı. Zavallı kız utanmıştı.
-Bana öyle bakma! Ne düşünüyorsun?
-Babam meclise gidecekse heleki annemle beraber yarından önce dönmezler. Tüm hizmetkarlar da orada olacaktır. Harem boş olmalı.
-Yani?
-Benimle çay içmek ister misin?.....
Halk sokaklardaydı. Draeneilar genelde Nortrend’de yaşamayı tercih ettiklerinden şehirde ağırlıklı olarak orc nüfusu bulunurdu. Sokaklarda da çoğunlukla orc tezavratları duyuluyordu. Güney kapısından önce birkaç atlı süvari girdi. Sonra meşur cübbeli ticaret bakanlığı çalışanları. Elerinde hanedan sancakları vardı. Ve tüm asaleti ile hanedan aracı şehre girdi. Bekrai perdeyi aralayıp halka el sallıyordu. Hemen arkalarından komutanları ve sağ kalan 500 küsür askerde şehre girdi. Halk bukadar az askerin geri döndüğünü görünce yıkıldı. Tezavratların yerini çığlıklar, hıçkırık sesleri ve yas çanları aldı....
Bekrai ile Sinquin araçtan inmiş sarayın merdivenlerini çıkıyorlardı. Sinquin merakla sordu.
-Arethna.
-Evet majeste?
-Prens Sinkrai nerede?
-Aldığım bilgiye göre şu an hasta ziyaretinde kendileri.
-Ne hastası? (Bekrai cevap verdi)
-Çölde bir yaralı bulmuştu. Onun yanındadır.
Sinquin düşündü. Oğlu bu konularda baya cimridir.
-Ben kendisini kontrol edeceğim majeste.
-Sen bilirsin.
Sinquin hemen onlardan ayrıldı. Koşar adımlarla merdivenleri çıktı. Haremin kapısına geldi.
-Açın kapıyı.
Gümüş işlemeli kapıyı açtılar. Buradan sonrası “Harem” diye adlandırılır,
Bakan Drohum dışında aileden veya hüzmetçilerden olmayan kimse bu bölüme giremezdi. Uzun koridoru geçti. Sinkrai’nin kinin yanındaki odaya girdi önce. Burada onun hizmetçileri kalırdı. Hizmetçiler onu görünce birden sustular ve eyildiler. İmparatoriçe önce hepsini süzdü. Hemen terasa çıktı. Sinkrai’nin odasını dinlemeye başladı. Sesler duyuyordu. Bir kadın sesi. Dayanamadı, hemen o odadan çıkıp içeri daldı.
-Ne oluyor burda?!
Sinkrai yorganın altından çıktı ve annesini görünce ne yapacağını bilemedi.
-Anne?
Elen’de sesi duyunca yüzünü çıkardı. Karşısında İmparatoriçe vardı. Yorganın altına saklandı.
-Sinkrai? Sen ne yaptığını sanıyorsun?
-Ben.... o sadece....
-Yanındaki fahişeden söz etmiyorum. Baban Magerium’da ki hasarı görmeye gidiyor.
-Ne hasarı?
-Saray saldırıya uğradı siz yokken. Oradan arena oyunlarının açılışını yapıp doğruca meclise gidecek. Bunları yaparken de yanında sadece Makhtar olacak.
-Eee? Ne yapabilirim?
-Halk yasta zaten. Bir kahraman, gelecek için bir umut arıyorlar ve sen burdasın. Dahası bir teröristten yardım almaya gittiğin için kilisede, mahkeme de, mecliste düşman kesildi sana.
-Anne, dışarı çıkar mısın? Giyinip geliyorum.
-Acele et.
Sertçe kapıyı vurarak çıktı. Sinkrai yataktan fırladı birden. Hemen dolabını açtı. Ellerini şaklattı. Hizmetçiler içeri girdi.
-Mümkün olduğunca resmi görünmeliyim anlaşıldı mı?
Hizmetçiler kafalarını eyerek cevap verdikten sonra Prensi giydirmeye başladılar. Bir yandan uzun saçlarını topluyor bir yandan da yüzükleri gösteriyorlardı. Elen yorganın altından çıktı;
-Annen ne demek istedi?
-Politika zordur. Ama şehir halkı yaptığımı duyduysa ki kesinlikle duymuşlardır, tam desteklerine sahibim demektir. Elimde Ashpringer ile karşılarına çıkınca bana birşey yapamazlar.
-Baban nasıl onu sana bıraktı?
-Hiç görmedi ki.
Elen’e bakarak gülümsedi. Kız yataktan kalkıp yerdeki elbiselerini aldı. Hizmetçilerle işi bitince Sinkrai yeni emrini iletti onlara.
-Hanım efendiye yardım edin.
Elen’nin yanına gidip anlına bir öpücük kondurdu.
-Bu olaylar yüzünden işimiz ertelenecek. Ama merak etme, en yakın zamanda babama senden söz edeceğim.
-O günü bekleyeceğim.
Sinkrai odadan çıktı. Koridoru geçiyordu ki karşısında biricik kız kardeşini gördü.
-Eitar...
Prenses kızgındı. Annesine olanları duymuştu belli ki. Muhtemelen ona öldüğü söylenmişti. Sinkrai bunları düşündü ama bozuntuya vermedi. Bir an gözleri pörtledi, belinde Ashpringer olduğunu hatırladı. Ona baktı, sonra prensese baktı. Prenses hırsla kılıca bakıyordu. Sinkrai’nin üstüne yürüdü. Prensesteki öfkeyi fark etti büyük kardeş.
-Eitar, dur....
Sinkrai’ye sert bir tokat attı. Öyleki prens sarsıldı. Hizmetçiler ağızları açık kaldı.
-Seni pis yılan... kılıcı almak için ne yapman gerektiğini biliyorum. O kaltak annenden hiçbir farkın yok! Sen benim annemi öldürdün! Halkın desteğini aldığını sanma, hepsi seni bir katil olarak biliyor.
Ağabeyini iyice süzdü, diyecek laf bulamamıştı belli ki. Tükürdü suratına, hızla gitti. Sinkrai hala yanağını tutuyordu. Kız kardeşini çok severdi. Onunda kendisini sevdiği gibi. Ama anlamıştı ki artık hiçbirşey eskisi gibi olmayacaktı. Kardeşi koridoru dönmeden ona seslendi;
-Eitar! (prenses durdu) Makhtar’a söyleyecek misin? (Eitar düşündü)
-Onun o güzel aklını senin ile meşkul etmeyeceğim.
Yoluna devam etti. Sinkrai rahatlamıştı. Bir kardeşini daha karşısına almak istemiyordu.
Bekrai, Magerium gezisini bitirmişti. Meclise gitmeden önce sarayın mahsenlerine indi. Cübbeli adamları vardı yanında sadece. Sonunda bir kapının önüne geldiler, cübbeli adamlar kapıyı açtı.
-Burda kalın.
İçeri girdi. Soğuk bir odaydı. Çok, çok soğuk. Karşısında masada duran bir blood elf vardı. Tirion. Oğluna yaklaştı. Elini başına koydu. Bir troll hekim yanına geldi.
-Majeste.
-Anlat hekim efendi.
-Majesteleri, rahmetli prens hazretleri ok yarası nedeni ile ölmemiş.
-Neden peki?
-Majesteleri, emin değilim ancak...
-Ne!!!
-Presin boğazında bir yara var efendim. Hançer ile açıldığı çok bariz.
-Ne yani? Kaçığın biri iki alayın koruduğu hanedan çadırıda onca hekime rağmen girdi, bununlada yitinmedi elini boğazına daldırıp gırtlağını mı kesti?
-Delice geliyor efendim ama... benim şüphem gırtlağının kesilmesi ile ölmesi değil. Tam bir otopsi yapmak için izin istiyorum.
İmparator durdu. Oğlunun cansız suratına baktı iyice. Hekimin önüne bir kese altın attı. Hızla kapıya yöneldi;
-Yapın.
-Ya kilise birşeyler söylerse?
-Ben hallederim.
Odadan çıktı. Merdivenleri çıkarken düşünüyordu. O küçük elf ile nasıl karşılaştığını. Stormwind Arındırılması’nda bulmuştu onu. Ailesi öldürülmüştü. Onu evladedinmişti. Çok sevmişti onu, çok.... “ben nasıl bir İmparator’um” diye düşündü. Oğlunun otopsi iznini bile kendisi veremiyordu. Bu nasıl monarşi? Hani tek güç oydu. Her hamlesinde meclis ne der? Kilise neder? Diye düşünecek miydi hep? İşin kötüsü Sinkrai için endişeliydi. Ya mecliste idam kararı çıkarsa? Karşı koyabilecek miydi? 32 yıl önce meclisi ve asilleri kılıçtan geçirdiğinde onu birdaha açmamalıydı. Ne yazık ki bunu yeni fark etmişti. Hınçla çıktı merdivenleri. Kılıcını iyice kavramıştı. Bu kılıç bir can alacaktı bu gün, belliydi.
Bahran İmparatorluk Meclisi ve Adalet Sarayı..... Bahran bir İmparatorluktur. Başkenti tamda kuzey ve güney barrens in doğu ucunda yer alır. Tawereth... ortasından Ölümkanadı’nın açtığı yarık geçer. Yıllar bu yarığı bir nehre dönüştürmüştü. Başkentin ismini aldığı Tawereth nehri. Nehrin denize döküldüğü kıyıdadır başkent, iki ucunda da yer alır. Bahran Monarşik bir yapıya sahiptir. Bunun yanında İmparator, Peygamberin vekili ve Birleşik Hanedanlar’ın yani birleşmeden önceki adı ile Guruh ve İttifak’ın lideridir. Vekillik ve meclis Velen’den kalmıştır Bekrai’ye. Velen herzaman bir meclisin olmasını ve dahası İmparatordan bağımsız bir de “Mahkemenin” olmasını istemiştir. Bu iki kurum Tawereth Şehri’nin güney doğusunda, büyük limanın hemen yukarısındaki sarayda yer alır. Bahran İmparatorluk Meclisi ve Adalet Sarayı. Meclis üyeleri zengin asillerden oluşurken mahkeme üyelerinide meclis seçer. Demokrasi namına en ufak birşey yoktur. Özellikle bu kavram meclisin karşısındaki dev katedralde tamamen yok olur. Baş Piskopos’un (daha açık anlatımı ile Papa’nın) bulunduğu yerdir burası. Bu makam ve kurum Stormwind Arındırılması’nda, Bahran’a geçmiştir. 32 yıl önce Warchief Goraj’i, İmparator Bekrai’nin otoritesine karşı geldikleri için Dalaran hükümetini ve meclisini basmış, baş kaldıranların başlarını İmparator’a sunmuştu. Bekrai aynı gün meclisin kapatıldığını ve Warchief ile evleneceklerini duyurmuştu.
Yıllar ne çabuk geçiyordu. Bekrai tahta çıkarken sadece bir subaydı. Babasının adı sayesinde Velen ile karşılaşmıştı. Velen ona gelen vahiy olmasaydı Bekrai’ye koca imparatorluğu bırakıp bir kehanet uğruna canına kıyar mıydı? Bekrai biliyordu, şu an olanları çok daha önce görmüştü Velen ve tedbirini almıştı. Meclisi bu yüzden yeniden açmıştı. Titan Zedax’ın düşüşü ile “Mavi cadı” da yenilmiş oldu. Sinkrai’nin anlattıklarına göre Zedax’a bu ünvanı çok uzun zaman önce Lo’gosh vermiş. Sonunda kehanet tamamlanmıştı, artık sadece o hükmedecekti, ölene kadar. Adaleti getirecekti Azeroth’a, belki daha sonra Dreanor’a. Çok daha sonra Argus isimli yitik diyara ve belki daha ötesindeki gezegenlere. Lejon’un son kırıntılarını o temizleyecekti. Ve hazırdı... bu düşüncelere okadar dalmıştı ki kendini bir anda Senato kapısının önünde buldu. Ne ara buraya geldiğini anlamamıştı.
-Arethna, Sinkrai geldi mi?
-Evet majeste.
-Güzel. Teşrifimi duyurun.
Salonu bir ses kapladı;
-Birleşik Hanedanlar Lideri, Işık’ın Vekili, Bahran İmparatoru ve Quel’Thalas Baron’u, Bekrai Trueweapon!
Antik tiyatrolara benzer şekilde dizayn edilmiş salona girdiler. Salonun tepesinde çini işlemeli bir kubbe vardı. Tıpkı Erohar(Undercity) ın taht salonu gibi. Sadece onun 20-25 katı büyüklükte ve birkaç yüz asil barındıracak şekilde inşa edilmiş bir salondu. Bekrai toynakları ile salonun ortasına giden uzun mermer yolda yürümeye başladı. Herkes ayaktaydı. Merkezdeki tahtına oturdu. Meclis üyelerine eli ile oturmalarını işaret etti. Meclis başkanı konuşmaya başladı;
-Ulu senato ve İmparator hazretleri. (Bekrai’nin adı ikinci plana atılmıştı, üzerinde durulmadı bile ama Bekrai’ye dokunmuştu). İmparatorluk sınırları haddi hududunu aşmış bulunmakta. Bu teklifim delice gelecek ama Uldum ve ona bağlı diğer üç vilayeti himaye ye almamızı öneriyorum.
Senatörler ayaklandılar. Bekrai elindeki çanı çalarak susmalarını istedi. Asiller yavaşça yerine oturdu. Biri ayağa kalktı,
-Zaten yeterince topraığımız var, birazda para bulmalıyız.
-Evet, neden Uldum’u yağmalamıyoruz?
-Bu söz konusu bile değil, Tor’vil ler Bahran’ın dostudurlar. Nasıl olurda onların hazinelerinde ve topraklarında hak idda edersiniz?
-Ama bu savaştan sonra anladık ki sağ kalan Tor’vil lerin sayısı birkaç yüzü geçmiyor. “Et Laneti” yüzünden üreyip çoğalmalarıda mümkün değil. Birkaç yıl içinde bu küçük nüfusta yok olacak tamamen.
-Doğru diyor!
-Halkı!
Bekrai zili tekrar çaldı. Gürültü geçtikten sonra konuşmaya başladı.
-Topraklarımız Azeroth’un tamamını kapsayana kadar asla tam anlamı ile büyümüş sayılmayacak. Hazinemiz ise ağızına kadar dolu zaten. Uldum ve üç vilayet Bahran himayesine girmiştir. Fermanımdır duyrulsun; ordu zayıf düşmüştür, katılmak isteyen uyrttaşlara aylık maaş bağlanacaktı. Bunun yanında Magerium portalı yeni gezegenler keşfetmek ve koloniler kurmak için kullanılacaktır.
Asiller deliye dönmüştü;
-Nasıl yani?
-Zaten yeterince masraf var?
-Koloniler ne ile korunacak?
-Kimse “yeni gezegenler” olayına birşey demeyecek mi? Sadece para mı sizin işiniz?
-Bana bak sen, benim hakkımda böyle konuşamazsın!
-Konuşursan ne olur!!!
-YETER!!!!
Bekrai ayağa kalktı, asiller korkmuş olacak oldukları yere oturdular hemen.
-Benimle konuşmak istediğiniz daha mühim bir husus var sanırım.
Meclis başkanı ayağa kalktı.
-Veliaht Prens Sinkrai vatana ihanet suçundan yargılanmalıdır.
-Ne gerekçe ile?
-İmparatorluğun düşmanı ilan edilmiş bir terörist ile anlaşmalar yapmış ve askeri gücünden yararlanmıştır.
-Sonuç?
-Rütbelerinin ve ünvanlarının alınarak idam edilmesini talep ediyorum.
Meclisten evet sesleri yükselince Bekrai çağresizce yerine oturdu. Piskopos’a baktı. Ve sonunda meşhur Piskopos söz aldı;
-İmparator hazretleri (oturduğu yerden kalkarak Bekrai’nin bulunduğu platforma çıktı) kilise tarafından aforoz edilmiş ve resmende tarafınızca terörist ilan edilmiş Goraj’i Hellscream, Prens Sinkrai ile iletişime geçmiş, hatta ve hatta yüz yüze bir görüşme yapmışlardır. Doğru mu?
-Evet ama...
-Bununla beraber kendilerini yine prens hazretleri ile Uldum’da silahlı olarak beraber savaşırken gördünüz, buda doğu değil mi?
-Evet ama....
-Aması yok majeste, veliaht efendimiz ihanetin içerisinde.
-Öyleyse gelip kendini savunacak!!
Yine aynı ses Presn’i taktim etti.
-Dalaran Valisi, 3. ordu kumandanı, Veliaht Prens Sinkrai Trueweapon....
Sinkrai içeri girdi, kırmızı, altın işlemeli bir kaftan giymişti. Bekrai’nin kıyafetleri sönük kalıyordu yanında. Parmaklarının hepsinde büyük taşlı yüzükler vardı, sağ kulağındaki küpeside cabası. Ama kimse şıklığını fark etmedi, herkes sol eli ile sapından tuttuğu, zincir ile kuşağına sabitlenmiş Ashpringer’a bakıyordu. Paladin olan asillerin hepsi ayağa kalktı, çoğunlukla orclar. Işık dini Goraj’i sayesinde orclar arasında kontrol edilemez bir hızla yayılmıştı, her nekadar yaşam tarzlarına aykırıda olsa, bu din “hak” dindi. Velen’nin getirdiği dindi. Ve bundan sonra başka bir din gelmeyecekti, enazından Velen öyle demişti. Gelecek herzaman meçhuldür ve Velen bile bazen görülerini yanlış yorumlamıştır.
Sinkrai ortadaki tahtın sağ tarafına geçti. Sol tarafda duran piskopos ile göz göze geldiler. Bu adam din adamlığından fazlasını istiyordu belli ki. Sinkrai konuşmaya başladı.
-Evrenleri var eden ve sizi karşıma getiren Işık’ın adıyla, kendimi savunmaya geldim. Beni hainlikle suçlayanlar, bilmezler mi ki? ben onların yolsuzluklarından haberdarım. Bilmezler mi ki? İmparator’a ve hanedana daha sadığım ve yine bilmezler mi ki? Ben onların gelecekteki hünkarıyım. Bilmezler mi ki? Bu densizliği yanlarına bırakmam. Sen (parmağı ile meclis başkanını gözterdi) bana hain mi diyorsun?
-Ben... sadece yasaya karşı geldiğinizi ima etmiştim...
-Bana, Bahran’ın veliahtına hain dedin, kendi ağızınla. Ve ben bunu duydum. Burdaki diğer herkes gibi. Ve bu diğer herkes sana destek oldu. Bilmez miyim sanıyorsun, bu adamların çoğu korkusundan sana destek veriyor ve yine bilmez miyim sanıyorsun? Ambarlarında kaçak altınlar duruyor. Hazineden yürüttüğün bu altınlarla ya asillere peşkeş çekiyorsun ya da fakir halka kendini merhametli gösteriyorsun. Onlara dağıttığın zaten onların altınları, onların tahılları, onların ekmeği!!!(piskopos söze girdi)
-Bunlar ciddi suçlamalar prens hazretleri, daha sonra tartışılabilecek konular lakin bu gün burda sizin idamınız hükmü alınmış bulunmakta, belli ki asil mecliz üyelerimize sataşarak kendinizi kurtarmak istiyorsunuz.
Bekrai ses etmeden olanları izliyordu. Sinkrai ile Pikopos’un bu ağız dalaşı güç dengelerini belirleyecekti. Piskopos Sinkrai’nin etrafında bir tur attı. Tam önünde durdu.
-Siz ekselans, kilisenin buyruğuna karşı geldiniz, bununlada yetinmeyip bu lanetli kılıcı başkente getirdiniz. O kıılıçla beraber yakılmanız gerekir.
Yine asillerin onaylayan sesleri yükseldi....
-Ve siz İmparator hazretleri, bu ihanete seyirci kaldınız....
Bekrai birden durdu, burada yargılanan prensti, İmparator değil. Piskopos ileri gitmişti busefer,
-Prens hazretleri ile beraber sizinde cezalandırılmanız gerek!!!
Meclis üyeleri bile öylece kalmıştı. Bu piskopos kendini İmparator mu ilan edecekti yoksa? İki muhafız Sinkrai’nin arkasına geldi. Belli ki piskopos un emrini bekliyorlardı. Bekrai’nin sarıklı blood elfleride onun yanına geldiler. Kılıçlar mı çekilecekti yoksa mecliste?
-Hale bakın, imparatorluk Eredarlar tarafından orc topraklarında kuruldu, ama elfler yönetiyor. Bukadar soysuzluk olabilir mi?!!!
Sinkrai daha fazla dayanamadı. Piskopos’a yaklaştı. Burnundan soluyordu.
-Müsade var mı majeste?
Bekrai kafasını salllayarak karşılık verdi. Sonra öksürdü. Adamları ne yapacaklarını anlamıştı, birisi muhafızların arkasına geçti. Diğeride Sinkrai’nin yanına gitti. Sinkrai elini Piskopos’un yanağına koydu ve gülümsedi;
-Her kim ki bana, babama, ve hanedanıma dil uzatırsa; bu siz bile olsanız Piskopos hazretleri, cezasını çekecektir.
Sarıklı elfin belinde duran hançeri aldı ve aynı hızla Piskopos’un çenesinin altından beynine geçirdi. Tüm asiller ayaklandı birden. Diğer sarıklı elf te iki muhafızin gırtlaklarını kesti. Bugün kan akacağı sabahtan belliydi. Ama Sinkrai bukadarı ile durmadı. Yere yığılan Piskopos’un kafasını gövdesinden ayırdı. Asillere gösterdi önce;
-Her kim ki bana, babama vede hanedanıma dil uzatırsa sonu budur!!! Bu benim saltanatım. Sakının kendinizi!
Kafayı meclis başkanının önüne attı. Sonunda Bekrai konuşmaya karar verdi. Tahtından kalktı.
-Fermanımdır; Uldum ve üç vilayet(Un'Goro Crater, Tanaris, Silithus) Bahran himaesine girmiştir. Prens Sinkrai’nin se veliaht ünvanı alınarak bu bölegelere vali atanmıştı. Buna ek olarak. Zuli’jin için Feralas’ta bir anıt mezar yapılacak ve Darkspear hanedanına özerklik verilecektir. Bukadar....
Hızla kapıya yöneldi ve salonu terk etti. Sinkrai veliahtlığı kaybetmişti, ama tam 4 eyalete vali atanmıştı, küçük bir imparatorluk demek bu. Aynı zamanda başkentten sürülmeside demekti. Kimse birşey diyemedi. Bekrai uzun bir zamandan sonra ilkkez iradesini koymuş ve herkesi memnun etmişti. Enazından asilleri.
part1:
http://forum.wow-tr.com/threads/6354-Saray-Hainler.
part2:
http://forum.wow-tr.com/threads/6383...1937#post41937
part3:
http://forum.wow-tr.com/threads/6467...2269#post42269
part4:
http://forum.wow-tr.com/threads/6578...2926#post42926
part5:
http://forum.wow-tr.com/threads/6764...3874#post43874
part6:
http://forum.wow-tr.com/threads/7026...ed=1#post45886
part7:
http://forum.wow-tr.com/threads/7089...6365#post46365
part8:
http://forum.wow-tr.com/threads/7152...6782#post46782
part9:
http://forum.wow-tr.com/threads/7188...7063#post47063
part10:
http://forum.wow-tr.com/threads/7228...7360#post47360



Alıntı ile Cevapla
)) ellerine sağlık
