59.Bölüm: Zedax Düşerken.
Goraj’i kılıca tutundu. Titanın sırtından onu çekip çıkardı ve tekrar sıçrayarak Bekrai’nin yanına kadar gitti. Hemen onu kontrol etti:
-Bekrai, iyi misin?
-Sen, Goraj’i. Şuğurumu mu yitirdim yoksa?
-Hayır Bekrai benim. Gel benden destek al.(Ashpringer’ı kenara bıraktı)
-Bekle, nefes alayım önce.
Tam o sırada paladinler geldi. Argent Crusade sancakları ile. Titana doğru nağralar atarak koşmaya başladılar.
-Bak Bekrai. Paladinlerim geldi. Merak etme. Onu alt edeceğiz.
-Goraj’i ben,.. ben çok üzgünüm...
-Ne için?
-Seni çocuklarından ben ayırdım, sen onları terk etmedin. Seni ben terörist ilan ettim. Halkından ben kopardım seni. Bu işi hallettiğimizde benimle beraber Başkent’e gelip tekrar Warchief olmanı istiyorum.
-Bunların sırası değil Bekrai. Gel, seni burdan götürelim.,
Kolunu omuzuna aldı. Tam ayağa kalkıyordu ki birden dizlerinin üstüne düştü. Bekrai de yere sırt üstü yapıştı. Ne olduğunu anlamadı. Goraj’i a baktı ve birden dondu. Karnından dev bir kılıç çıkıyordu. Ashpringer! Onu saplayanı göremeden gözleri karardı ve kendinden geçti tekrar.
Sinkrai ayağını Goraj’i ın sırtına dayayarak destek aldı ve Ashpringer ı çıkardı. Goraj’i yere yığıldı.
Goraj’i Hellscream. 15 yıl büyük Guruh’a Warchief’lik, 5 yılda Bahran’a İmparatoriçelik yapmıştı. İmparatorluğu terk ettikten sonra uzun zamandır iletişimde olduğu Lich King Spesfitas Fordring’in yanına gitti.
28 yıl önce, Donmuş Taht;
-Yaklaş Warchief.
Goraj’i üstündeki beyaz uzun elbiseyi çıkardı ve çırıl çıplak tahta yaklaştı. Diz çöktü.
-Arkana bak Warchief.
Arkasına baktı. Ashpringer, yere saplanmış bir şekilde dim dik orada duruyordu.
-Al onu genç Warchief ve yaklaş.
Goraj’i kılıca yöneldi. İki eli ile iyice kavradı ve tüm gücü ile çekti. Kılıç yerinden oynamıyordu.
-Al onu genç Warchief ve yaklaş!
Goraj’i kılıca iyice yüklendi. Saplı olduğu buz çatırdamaya başladı. Ve.. sonunda buz parçalandı. Goraj’i yere düştü. Ashpringer’ı almıştı. Toparlanıp ayağa kalktı ve Spesfitas’a yöneldi. Basamakları teker teker çıkmaya başladı. Bir eli ile kılıcın sapını bir eli ilede ucunu alttan tutarak sanki onu sunacakmış gibi bir hal aldı. Spesfitas’ta ona seslenerek konuştu:
-Kılıcı almak için ne yapman gerektiğini biliyorsun Warchief. Yaptığında şunları unutma, miğfer kafamda durduğu sürece kontrol durağan olacaktır. Yaratıklar da kontrolle beraber durağanlaşacak. Kontrolüm altında olanların hepsi şu an bu kalede. Uykuya dalmalarını emrettim. Yeni bir emir gelmedikçe öyle kalacaklar. Mifer kafamda durdukça ikinci bir emir gelmeyecek.
Goraj’i sonunda yanına geldi.
-Anlaşma anlaşmadır, kralım. Ben şartlara uydum, istediğinizi yaptım. Peki ya bir başkası gelirde miferi alırsa?
-Yaklaşık altı bin ölüm şovalyesine ikinci bir emre kadar bedenimi korumalarını ve miferin kafamda durduğundan emin olmalarını emrettim. Kimse bana kadar ulaşamaz, benim isteğim olmaksızın.
-Ozaman herşey tamam. Bu fedakarlığın Azeroth için, yine. Unutulmayacaksın Kral Spesfitas. Bitti mi?
-Nihayet bitti, hiç bir kral ebediyen hüküm süremez Warchief.
-Kendi adıma sadece karanlık görüyorum. Ama bunula beraber bu kılıçla aydınlanan gelecekler de görüyorum. Işık benimle konuşuyor. (Spesfitas gülümsedi)
-Olurda emrim geçerliliğini yitirirse, başlarında onları yönetecek bir efendi yokken “Musibet” bu dünya için hiç olmadığı kadar tehlikeli hale gelecek. Onları kontrol altında tutmalı.
Goraj’i kafasını salladı. Sonra iyice gerildi. Spesfitas yine ona hitaben konuştu.
-Ellerinde korkunç bir kaderi tutuyorsun, Goraj’i ama o sana ait değil. Kılıç ile beni öldürmelisin Goraj’i. Cansız bedenim sonsuza dek bu lanetli miferin gardiyanlığını yapacak. Sen ve diğer cesur kahramanların izlemesi gereken başka kaderleri var. Bu son görev sana ait.
Goraj’i iyice gerildi.
-Adın asla unutulmayacak Baş Paladin.
-Unutulmalı Warchief! Korkunun gölgesinde yaşamak istemiyorlarsa bu gün burda olanları asla öğrenmemeliler.
Ve sonunda kılıcı sapladı. Spesfitas’ın bir anlık haykarışı yükseldi. Goraj’i kılıcı geri çıkarınca acısıda bir anda durdu sanki. Kılıcı çıkarırken buzlarda kırılmıştı. Eli ile yarasını tuttu. Gözlerinin ışığı yavaşça sönerken konuştu:
-Onlara, gittiğinde Lich King’in zaten öldüğünü, ve kılıcı öylece aldığını söyle. Spesfitas’ın bedeninden geriyede sadece kemikler kalmıştı.
Goraj’i arkası dönük bir şekilde merdivenleri inmeye başladı. Merdivenler bittiğinde tekrar can çekişen Lich King’e baktı.
-Kontol hep sürecekse eyer, miferin bir başkasına geçmeyeceğinden nasıl emin olacağım?
-Dediğim gibi. Vakti geldiğinde genç Warchief, herzaman bir Lich King olmalı.
Goraj’i Ashpringer’a baktı gözlerindeki ışık tamamen tükenmek üzere iken Spesfitas son sözlerini söyledi:
-Şimdi, git. Burayı terk et ve birdaha asla geri dönme!
Günümüz....
Goraj’i yere düştü. Elini karnına götürdü. Bir sıcaklık hissetti. Elininde bu sıcaklıkla kaplandığını anlayınca eline baktı. Sadece kan vardı. Kafası gidip geliyoru ki Sinkrai’yi karşısında gördü, elinde Aspringer ile.
-Üzgünüm, dedi genç prens. Yıllardır elinde korkunç bir kader tutuyordun büyük Goraj’i ama bu senin kaderin değildi. İşte herşey şimdi bitti. Senin için.
Sonunda gözleri tamamen karardı. Sinkrai Zedax’a baktı. Hala dizlerinin üstüne çökmüş duruyordu, etrafınıda paladinler sarmıştı. Çemberi giderek daraltıyorlardı. Derken titan birden gözlerini açtı. Ayağa kalktı hızla. Koca bir çığlık attı. Öyle bir sesti ki paladinlerden bazıları birkaç metre havalandı. Hepsi yere yığıldı. Çoğu nasıl oldu ise ölmüştü. Diğerleride acı içinke kulaklarını tutuyorlardı. Sinkrai etkilenmemişti bile. Kafasındaki miferi çıkardı, uzun siyah saçları serbest kaldı. titana doğru koşmaya başladı. Zedax onu fark etti. Ona doğru yumruk attı ama kaçırdı. Sinkrai kılıç ile ayağını yaraladı. Titan tek dizinin üstüne düştü. Ama çabuk toparlandı. İriliğinin bir zaaf olduğunu fark etti ve hemen karşısındakinin kalıbına büründü.
Bekrai kendine gelmişti. Bir sıcaklık hissediyordu. Zar zor doğruldu. Sıcaklığın aslında kan olduğunu anladı. Ve Goraj’i ı gördü. O anda yıkıldı. Hayatının aşkı yanında can çekişiyordu. Ve birden durdu. Öldüğünü düşündü. Ağlamaya başladı. Kendi kendine “neden?” diye soruyordu. Az ilerde can çekişen Zuli’jin i gördü. Hemen sürünerek ona yöneldi. Epey uğraştıktan sonra nihayet ona vardı. Yakasına yapıştı.
-Hepsi senin suçun!!!
Zavallı troll zar zor elini Bekrai’nin anlına götürdü. Tam o anda Bekrai bir ışık gördü.
Sinkrai titanla zor mücadele ediyordu. Diğer paladinlerde ona yardım etmeye başladılar kendilerini toplayıp. Zedax’ın etrafı sarılmıştı.
-Dejavu.
-Ne?
-Siz böyle diyorsunuz sanırım. Uzun zaman önce yine böyle bir durumda kalmıştım. En güvendiğim titanlarım etrafımı sarmıştı.
Sinkrai dalgacı bir tavırla konuştu:
-Ne oldu peki?
-Bu!
Ellerini sertçe şaklattı. Herkes yere yığıldı. Zedax yine orjinal formuna büründü. Sinkrai’ye yöneldi.
-Elf. Bu gün gösterdiğin cürretin bedelini ağır ödeyeceksin!
Ayağını kaldırdı. Tam prensi ezmek için indiriyordu ki bir uluma duyuldu. Aslan kükremesinden farksızdı. Lo’gosh, Zedax’ın üzerine atıldı. Ağzı ile kafasından yakalayıp onu epey sürükledi ve duvara fırlattı. Sinkrai’nin yanına gidip siper aldı ve hırıldamaya başladı.
-Lo’gosh? Demen burda da karşıma çıktın...
-Benim karşıma çıkan hep sen oluyorsun Zedax. Ama bu son olacak!!!
Tekrar titana atıldı. Ama Zedax busefer hazırdı. Onu boynundan yakalayıp yere sıkıştırdı, dirseği ile boynuna bastırdı.
-Bu kez değil ihtiyar!
Sinkrai kendini topladı. Etrafına bakıdnı. Ashpringer’ı gördü ve hemen aldı. Nedense kullanırken zorlanıyordu. İki kere kendini kesmişti bile. Bir anlam verememişti. Lo’gosh ı o halde görünce tekrar saldırdı....
Bekrai bir boşlukta kendine geldi. Etrafta garip ışıklar vardı. Arc enerjiyi kolayca ayırt etti ve ona sarılı olan mavi ışığına kavraya bildi, bu beşinci elementti. Twisting Nether de olduğunu anladı. Birden ilkildi ve arkasını döndü. İri ve alışılmışın dışında kambur olmayan yaşlı bir troll le karşılaştı.
-Merhaba Bekrai.
-Kimsin sen? Buraya nasıl geldim?
-Aslında burda değilsin. Sadece seninle konuşabilmek için bir yansıma yarattım. Ben Ha’ru. Işık Loa’sı ve sizin bildiğiniz evrendeki ilk şaman.
-Ha’ru mu? Nasıl olur? Zuli’jin seninle birleşince sen yok oldun.
-Evet Bekrai. Şu an ki konuşmamızı önceden planlamıştım. Zuli’jin in başaramayacağını biliyordum. İçindeki karanlık benimle tam anlamı ile birleşmesine engel oldu. Sonuçta bu.
-Ne istiyorsun?
-Dediğim gibi Zuli’jin in başaramayacağını biliyordum. Beklediğimin aksine azdaha yapmaya çalıştığı şeyi yapacaktı ama sen mani oldun.
-Evreni yok etmesine mani oldum ben!
-Hayır, çekirdeği söndürmesine ve doğal olarak silahı kullanılamaz hale getirmesine engel oldun sen.
-Ne?
-Zuli’jin in en başından beri amacı buydu. Troll savaşlarında Zigguratlarda bulduğu loa mezarlarından topladığı kemiklerle bir tılsım yapması söylendi ona. Bu sayede benle birleşecekti.
-Bunu ona sen mi söyledin?
-Hayır. Malfurion söylemişti. Onada Krek’Sath. Şu an Gnomeregan’ın altında hapis duran Eski Tanrı. Malfurion onu özgür bırakacaktı ama bunada sen mani oldun. Eğer bunu yapmasaydın şu an burda bu konuşmayı yapmazdık.
-Sen ne saçmalıyorsun böyle. Malfurion delinin tekiydi. Tıpkı Zuli’jin gibi. İkiside terörist ve faşistler.
-İkisi de silahı durdurmak için çalışmışlardı. Onlara sen engel oldun. Krek’Sath gerçek görevini hatırlayan tek Eski Tanrı dır. Çekirdeği korumak. Diğerleri Karanlık tarafından yozlaştırıldılar. Yollarını ve misyonlarını kaybedip delirdiler. O hariç. O, titanlar gelmeden çok daha önce bulunduğu yerde hapisti. Diğer eski tanrılar kendilerine karşı geldiği için onu hapsetmişlerdi. Yılar sonra Malfurion’ı buldu. Zuli’jin e bir mesaj iletmesini sağladı. Bu sıralar Malfurion delirmek üzereydi. Bin yıllık “Aşkı” öldürülmüştü.
-Ne demeye getiriyorsun lafı?
-Ölümlerine sebep olduğun bu iki kahramanın yapamadığını sen yapacaksın İmparator. Tılsımı al ve bana ulaş!!!!!
Birden kendine geldi. Zuli’jin zar zor konuştu:
-Üzgünüm kardeşim.
-Asıl ben üzgünüm.
Jin boynundaki tılsımı çıkarıp Bekrai’ye verdi. Eli ile karşıyı işaret etti. Gösterdiği yerde küçük bir ışık topu vardı.
-O Ha’ru. Onun yanına git. Tılsımı tak. Onunla birleş. Titanı yen... ben başaramadım..... ben.. üzgünüm..
Uluşef Zul Elendra Aman Jin Darkspear’ın eli yere düştü. 50 yıllık bir efsane atalarının yanına döndü.
Bekrai şoktaydı. Öylece kaldı. Meğer yıllardır gırtlağına sarılmak için uğraştığı hain kardeşi... meğer herşeyi yanlış biliyormuş... meğer Malfurion gezegenine hiç ihanet etmemiş... meğer... tılsıma öylece baktı. Sonra sürünerek küreye doğru ilerlemeye başladı.
Lo’gosh dişleri ile titanın sağ kolunu yakaladı. Titan ondan kurtulmaya odaklanmıştıki Sinkrai üstüne sıçradı, kılıcı omuzuna geçirdi. Aslında kalbini hedef almıştı. Titan bir çığlık attı. Kılıca tutunmuş şekilde omuzunda sallanan Sinkrai’yi tutup fırlattı. Sonra Ashpringer’ı çıkarıp Lo’gosh a sapladı ve Sinkrai’ye fırlattı. Lo’gosh ağır yaralanmıştı. Zedax onu kaldırdı, etrafında dönerek hız kazandı, sonrada sertçe duvara fırlattı.
Lo’gosh ın duvara çarpması ile zar zor ayağa kalkmış ve düşe kalka ilerleyen Bekrai yere düştü. Mağra deprem olmuşcasına sallanıyordu. Tılsımı düşürdü. Tılsım birkaç metre ilerdeki Ha’ru nun yanına kadar sürüklendi. Tam o sırada bir kaya Bekrai’nin üstüne düştü. Üzerindeki Tamga’lar yaralanmasını engellemişti ama hareket edemiyordu, sıkışmıştı. Sinkrai’ye seslendi:
-Sinkrai, tılsımı al!!!
Prens zar zor babasının sesini duydu. Gösterdiği yere baktı. Küçük bir ışık küresi ve yanında Zuli’jin in tılsımı vardı. Oraya yönelmek istedi ama Lo’gosh ın yaralanması ile yanlız kalmıştı. Paladinler küçük karıncalar gibi Zedax’a saldırıyorlardı. Çekiçleri ile yaralı olan ayak bileğine saldırdılar. Titanın canı yanmıştı bu kesin, ama hala çok güçlüydü. Paladinleri tek tek ezmeye başladı. Sonunda birtanesi çekicini Zedax’ın gözüne fırlattı. Zedax haykırarak gözünü tuttu. Büyüler yağdırmaya başladı, tüm paladinleri hep beraber havaya kaldırdı Sinkrai ile beraber. Sakni bir el boğazlarından sıkıca tutmuş onları havaya kaldırmıştı. Nefes almakta zorlanıyorlardı. Boğularak ölen paladinler tek tek düşmeye başladılar. Zedax kalanlara daha iyi odaklanıyor olsa gerek daha da sıkıyordu onları. sonunda birtek Sinkrai kaldı. kurtulamıyordu. Küreye baktı. Goraj’i elinde tılsım ile ona sesleniyordu;
-Kılıcı yola!!!
Demek ki kılıcı bu yüzden tam olarak kullanamamıştı. Sahibi hala yaşıyordu. Çıkış yoktu. Kılıcı ona fırlattı. Goraj’i havada iken sapından yakaladı. Tılsımı boynuna taktı. Kılıca dayanarak ayağa kalktı ve son hayat gücü ile onu havaya kaldırdı. Doğruca kürenin üstüne indirdi. Sonrası sadece Işık...
Zedax bir güç dalgalanması fark etti. Arkasına baktı prensi bırakıp arkasına baktı. Kendine gelen dev ışıktan, kanatlı bir şovalye gördü. Bu Goraj’i dı... titanı boynundan yakaladığı gibi doğruca portaldan yukarı çıktılar....
Mağra çöküyordu. Sağ kalan paladinler hep beraber Bekrai’nin üstündeki molozu kaldırdılar. Tam o sırada Makhtar ve birkaç sağ kalmış asker geldi.
-Baba!
-Makhtar, yaşıyorsun...
-Evet baba, ben iyiyim merak etme. Burdan çıkmalıyız.
Sinkrai ile beraber Bekrai’nin kollarını omuzlarına atarak taşımaya başladılar. Koca İmparator adım atacak güce bile sahip değildi. Birden aklına Jin geldi;
-Sinkrai, Zuli’jin i al. Onu burda bırakamayız...
-Ne??
-Dediğimi yap...
Hemen onun yanına koştu. Cansız bedenini öfke ile kucaklayarak kaldırdı. Koşar adımlarla portala yöneldiler. Çekirdek giderek ısınıyordu. Patlamak üzereydi. Bekrai son anda hatırladı onu.
-Çekirdek, patlamadan onu durdurmalıyız.. beni bırakın ben hallederim
-Asla sana ihtiyacımız var baba
-Eğer çekirdek patlarsa ortada bana ihtiyacınız olacak bir gezegen kalmaz...
Lo’gosh ın sesi duyuldu:
-Gidin, ben hallederim!
Tüm asaleti ile gümüş renkli hayalet kurt çekirdeğe yöneldi. Diğerleride hemen orayı terk etti. Mağrayı tutan kolonlar daha fazla dayanamadı ve yıkıldı. Lo’gosh düşen molozların arasında kayboldu. Sarsıntı portalıda etkilemişti. Herkesi fırlatarak çöle çıkardı.
Goraj’i ile Zedax gökyüzünde dövüşüyorlardı. Goraj’i doğru anın geldiğini anladı ve ruhları kullanmaya karar verdi. Jin’nin de yaptığı gibi onlarla bağlantı kurmaya çalıştı ve hemen başardı.
-Saldırın!!!
Tarih tekerrürden ibaret. Yıllar önce Archimonde’ın başına gelen şimdi Zedax’ın başına geliyordu. Ruhlar titanın atrafını sardı. Binlerce ses devamlı birşeyler diyordu...
-Katil... evlerimizi sen yok ettin.... sen unuttun belki ama biz unutmadık.... İNTİKAM!!!
Titan giderek sıkıştığını hissetti. Goraj’i Ashpringer’ı bıraktı. Kılıç gökyüzünden yere doğru düştü. İyice gerildi ve tüm gücü ile titana doğru adeta gökyüzünde sıçradı. Tütan onu ancak burun buruna geldiklerinde fark etti. Goraj’i ona sert bir omuz attı ve beraber dibinde durdukları portaldan Araf’a düştüler....
Yerdeki ve gökyüzündeki portallar giderek büyümeye başladı, sonunda kendi içlerinde patladılar ve yok oldular...
Sinkrai kendine geldi. Makhtar yanındaydı ama baygındı. Yanında duran birşey daha fark etti. Ashpringer. Onu aldı ve kum tepesinin üstüne çıktı. Eli ile gözlerini güneşe karşı siper etti. Etrafa bakındı. Baygın yada yeni kendine gelen beş-altı asker ve birkaç paladini gördü. Babasını aradı. Az ilerdeki kum tepesinde de onu gördü. Hızla bulunduğu tepeden indi. Babasının baygın yattığı tepeye çıktı. Kılıcı bir beze bağlayıp sapından belindeki kuşağına sabitledi. Babasının yanına eğildi;
-Baba kendine gel.
-Sinkrai... Goraj’i, o nerde?...
-Gitti baba. Titanıda yanında götürdü.
-Baba!!!
Bekrai sesin geldiği yöne baktı. Makhtar el sallayarak onlara doğru geliyordu.
-Baba, şükürler olsun iyisin. (sarıldılar)
-Sende iyisin. Işık bize gülümsüyor bugün. Uzun zaman sonra... hadi General Drohum bizi kampta bekliyor olmalı. Şimdiye kadar sağ kalan askerleri toparlamıştı.
Birden aklına Tirion geldi ve sustu.
-Ne oldu baba?
-Oraya gidince öğrenirsiniz.
Ayağa kalkmasına yardım ettiler. Vücudundaki tamgalar sayesinde ayakta durabiliyordu. Kampa ilerlemeye başladılar. Sinkrai’nin gözüne bir kuş takıldı. Güneşin etrafında daireler çizerek uçuyor ve sanki ona sesleniyordu. Daha önce böyle bir kuş görmemişti. Altın renkli, ankalara benzeyen bir kuş. Üstünde uçtuğu şeye baktı. Bir eredar. Hemen yanına gitmeye karar verdi.
-Baba, şurda yaralı biri var. Onu kontrol edeceğim.
-Peki git yardım et.
Kardeşi ve babasından ayrılıp hızla eredara yöneldi. Kayarak tepeden indi. Bu bir kadındı. Yüz üstü yatıyordu kumda. Sinkrai yüzüne baktı. Tanıdık bir yüzdü:
-Elen? Elen uyan, benim Sinkrai.
Yavaşça gözlerini açtı. Karşısında Sinkrai’yi görünce ağlayarak boynuna sarıldı hemen.
-Sinkrai.. inanamıyorum sensin. Neresi burası? Nasıl geldim?
-Burası Uldum. Aynı şeyi ben sana soracaktım. Burda ne işin var?
-Ben hatırlamıyorum. Ben.. en son avludaydım... babama çay yapmak için su alıyodum havuzdan.. sonra yaralı bir kuş gördüm. Çok güzeldi. Altın renkli yaralı bir kuş. Ona yöneldim.. ve... ve ben... hatırlamıyorum...
-Tamam kendini zorlama. (sıkıca sarıldı Med’an ın kızına) yanındayım merak etme.
-Çok korktuğumu hatırlıyorum okadar.
-Geçti. Hadi gel.( Elen’i kucağına aldı) Kampa gidelim. Orda seni muayne etsinler. Birşeyler ye, temizlen. Sonrada Başkent’e döneceğiz.
NOT: HİKAYE "SARAY" İSİMLİ SON SERİSİ İLE DEVAM EDECEKTİR.
part1:
http://forum.wow-tr.com/threads/5991...9405#post39405
part2:
http://forum.wow-tr.com/threads/6035...9720#post39720
part3:
http://forum.wow-tr.com/threads/6068...9982#post39982
part4:
http://forum.wow-tr.com/threads/6182...0801#post40801
part5:
http://forum.wow-tr.com/threads/6265...1410#post41410
part6:
http://forum.wow-tr.com/threads/6304...1550#post41550
TEŞEKKÜR: Bildiğiniz üzere bu baya uzun bir hikaye oldu. hikaye boyunca gerek anlatım teknikleri, gerekse senaryo ve hikayenin iskeletini oluşturmak konusunda verdiği destek ve fikirlerden dolayı "Shamanisticure" a içtenlikle teşekkür ederim.



Alıntı ile Cevapla

