Forum Ana Sayfa | WoW-TR Ana Sayfa | Guild Armory | Talent Hesaplayıcı



Arama Özel Mesajlar Profiliniz Gruplar WoW-TR
+ Konuyu Cevapla
Toplam 4 sonuçtan 1 ile 4 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Izdırap,Uyanış ve Göç (SoR Hikayeler Bölüm 3)

  1. #1

    Üyelik tarihi
    08 2010
    Mesajlar
    31
    İsim
    Felvinn 
    Irk
    Human 
    Class
    Mage 
    Level
    85 
    Realm
    Argent Dawn 

    Post Izdırap,Uyanış ve Göç (SoR Hikayeler Bölüm 3)

    Not: Bu hikayeyi okumadan önce,senaryonun köklerini oluşturan ilk iki bölümü okumanız şiddetle tavsiye edilir.

    Izdırap,Uyanış ve Göç

    Pyron gözlerini açtığında kafasının arkasında,kulağına yakın bir bölgede muazzam bir ağrı hissetti.Hançerlerini kontrol etti fakat belli ki her kim onu bayılttıysa kıyafetleri dışında her şeyi almıştı.Ellerini açtı ve toprak izlerini inceledi.Kalçasında yaralar olduğunu hissedebiliyordu.Onu bayıltan kişiler at arkasında sürüklemiş olsa gerekti. Etrafının mümkün olduğunca hareket etmeden inceledi ve su kenarında olduğunu fark etti.Eğer alıkoyulması istenseydi ellerini bağlarlardı herhalde.Etrafa baktı fakat çantası hiç bir yerde yoktu.Atı ise herhalde çoktan kaçmıştı.Elini kaşına götürdü ve kanın kuruyup kabuk bağladığını anladı.En az bir veya iki saattir baygın halde yatıyor olmalıydı.Usulca ayağa kalktı ve deri botlarını en az ses yapıcak yerlere basarak yüz metre kadar ilerledi.Tirisfal yakınlardaki gölleri hatırlamaya çalıştı.Harita göz önününe geldi ve ufak tefekte olsa kafasında nerede olduğu belirdi.Ellerini suya hafifçe daldırıp lanet okudu.Her kim ise onu görev vermek için çağıran,ona tuzak kurmuştu.

    Ravenholdt'un en önemli öğretilerinden biri yön bulmaydı.Gökyüzüne baktı ve ikinci güneşinde batmaya başladığını gördü.Bir göl kıyısında,yürüyen ölü tehditi altında hançersiz bir şekilde kalmıştı.Şimdi geldiği yere dönmek için en az bir hafta yürümesi gerekiyordu ki hiçbir patika onun için güvenli değildi.Ama o ne de olsa bir hırsızdı.Her durumun üstesinden kurnazlığı ile gelebilmeliydi.Göl suyuyla yüzünü ve ellerini yıkadıktan sonra patikayı bulmak için ormanın içine doğru sokuldu.Gözü hep toprağın üzerini herhangi bir iz bulamilmek için araştırıyordu.Bulunduğu yerin kokusu,günehsahillerinin bitkilerini andırıyordu.Fakat daha kuru ve sertti.Yerdeki çimin,ağaçlardaki meyvelerin ve hatta tavşanların bile rengi değişmişti.Kuşkusuz bu topraklar lanetlenmişti.Ve lanetin sahibi kuzeytopraklarda gücüne güç katmaktaydı.Ama bunlardan ona neydi ki,o sadece bir suikastçi-hırsızdı.Cebini dolu tutan her şeye itaat edebilirdi.Yaklaşık yirmi dakika kadar denize dik yürüdükten sonra patikanın izleri belirmişti.

    Bu sırada malikhanede panik havası hakimdi.Hainin ölümü üzerine acilen ırkların ve birliklerin temsilcileri yüce konseyde Jaroch eşliğinde toplandı.Falven ve Flaven,ipek sarmaşık kolye sayesinde abilerine ulaşmış ve acilen gelmesini rica etmişlerdi.Hainin cesedi arenanın ortasına bırakılmış ve yakılmıştı.Konsey,yaklaşık bir saat geciken Felvinn'in ahşap kapıdan gıcırtılı bir sesle girmesiyle toplantıyı başlattı.Artık işler eskisi gibi değildi.Alteraclar eskisi kadar güvenilir değil ve üstüne üstlük guruh Kuzey toprakların incisi güneysahilini kuşatmaya almıştı.Ravenholdt'un güruh ile bir problemi yoktu fakat yaşayan ölüler her canlı için bir tehdit oluşturuyordu.Konsey'in ilk konuşmasını Jaroch yatı. "Kuzeyin en yetenekli hırsızları ve suikastçileri! İçimizdeki hainlerin sayısı her geçen gün artıyor." Ne ilginçtir ki,bu konseyde bile para için birbirini satmayacak neredeyse kimse yoktu.Cücelerin temsilcisi ayağını sertçe yere vurdu ve ayağa kalktı. "Bu hainlerin hepsinin birer insan olması sizcede ilginç değil mi,pek saygı değer dostum Jaroch!" Cücenin ayağa kalkmasıyla kapıda bekleyen Vastiel'in salonu terk etmesi bir olmuştu. Vastiel bilindiği gibi it dalaşı ve kadınlar dışında hiçbir işte konsantre olmayı sevmezdi.Gergin ortamda atışmalar dinleyeceğine ekibin yeni ve oldukça çekici üyesi Nleas'ın yanına gitmeyi tercih etti. Toplantı salonundaki hava cücenin sözlerinden sonra oldukça gerilmişti. Jaroch öksürerek tekrar konuşmaya başladı. "Bunu ırklara mal etmemelisin,cüce dostum.Hain hangi ırktan olursa olsun bir haindir. Şüphesizdir ki,artık işleri sıkı tutmalıyız. Reformasyon öneriyorum." Jaroch'un cümlesi biter bitmez yaşlı büyücü Felvinn usul bir şekilde söze girdi. "Yüce kurul'a önerim tüm delillerin araştırılması ve bu işin arkasında kimin olduğunun öğrenilmesidir.Şüphe yoktur ki,Cüce Glignar'ın ölmüyle bir bağlantısı olmalı. Ayrıca Pyron'un peşinden hemen birkaç kişi gönderilmelidir." Felvinn sözünü bitirdi ve sandalyesine oturup ahşap bardaktan bal şarabını yudumladı.Gergin ortamda herkes konuşmaya tereddüt ediyordu. Patlamaya hazır bir bomba,pinin çekilmesini bekliyordu adeta. O sırada Gerbalt ve Wisemoore kardeşler endişeyle konuşmanın seyrini takip ediyorlardı. Rahip Garlas,kendisinden hiç beklenmediği bir şekilde ayağa kalktı ve konuşmaya başladı. "Göç öneriyorum."

    Salonu bir anda ölüm sessizliği kapladı. Sanki mum ateşleri bile titremiyordu. Koca Ravenholdt nasıl olurda göç ederdi? Garlas konuşmasına devam etti. "Burası artık hırzılar için bile güvenli değil."

    Pyron patikayı güneye doğru takip etmeye başladı. Açlığı karnına vurmuş üstelik göl suyundan da endişe ettiği için içmemişti. Meyveler ölüm kokuyorlardı. Onlara dokunmazdı. Bir an dengesi bozuldu ve patikanın dışına doğru yuvarlandı. Ayağa kalkıcak hali yoktu. Gözleri yavaşça kapanıyordu. Gözleri tam kapanmak üzereyken omzunda bir titreme hissetti ve irkildi. Tiz bir ses -"Merhaba" dedi. Gözlerine inanamadı ve hemen toprak üzerinde geriye doğru sürüklenmeye başladı. "Dur,zarar vermeyeceğim!" Gördüğü dişi bir high elfti. Gözleri masmavi ve kulakları oldukça uzundu. Pyron bir an kaçmayı bıraktı ve dişi elfin suratına baktı. "Neden buradasın?" dedi elf ve Pyronun yanına eğildi. "Aç görünüyorsun,beklede sana bineğimden yiyecek getireyim.Üstelik Azeroth'un en güzel yemekleri elf yemekleridir." dedi ve gülümsedi. Karşısındaki adamdan iyimser bir tepki bekliyordu.Yoksa adam konuşmayı bilmiyormuydu? Belki de aklını kaçırmıştı. Bu bölgelere insanlar pek sık uğramazdı. O da zaten ölü toprakları pek sevmezdi. Ama bir gezgindi sonuçta,Azeroth'un her köşesini görmek istiyordu. "Bineğimden düştüm.. v-ve bayıldım.Biraz yemek için kölen olabilirim! " Pyron bu elfe güven duymuştu ve sırıttı. Sonuçta ne zararı olabilirdi ki! Masum bir elf. Hemde zaten işler olabildiğine kötüydü. Elf gülümsedi ve ayağa kaltı. Tavuskuşuna benzer bineğine minik ve hızlı adımlarla koştu ve çantayı alıp geri döndü. Ön fermuarı açtı ve bir ekmek dilimi çıkardı. Etrafı bir anda tereyağ ve nane kokusu bürüdü. Belli ki ekmek oldukça tazeydi. "İşte bunu yiyebilirsin." dedi ve eliyle gözüne düşen altın rengi saçlarını arkaya atıp gülümsedi. Pyron duraksadı ve yavaşça elini uzattı. Hala güven duymasına rağmen tereddüt ediyordu. Kabalık etmek istemezdi. Bir hırsız bile olsa.. "Alabilirsin,sorun olmaz!" dedi elf ve ince yapılı yüzündeki elmacık kemikleri belirdi. Pyron tanrıya inanmazdı ama bu elf sayesinde meleklere inanır olmuştu.

    "Ne cürretle!" diyerek ayağa fırladı cücelerin temsilcisi. Felvinn aynı hızda ayağa kalkarak ona sakin olmasını işaret etti. Yoksa gerçekten senelerdir evleri olan yuvadan öte burayı terk edeceklermiydi? Bunu düşünmek bile Jaroch'un kalbinin sıkışmasına yetmişti. Felvinn'in ise aklında hala sorumluluğunu üstlendiği birlik olan -Güneyin Kalkanları- vardı. Azeroth'un en yeteneklilerini Surwich denen küçük bir köyü stratejik bir üs kurmak için toplamıştı. Bu isimler arasında tanıdık birkaç isim vardı. Gregnar Steadyhammer bu isimlerin önde geleniydi. Babasını Nagalara kaybeden bu gencin acısı oldukça tazeydi.fakat babasının aksine o bir palandi. Lucas,Leanton,Archivel,Daryna,Zyphe,Alex,Grassa,Pr ide((önümüzdeki hikayede ana rollerden biri olucaktır.)) ve diğerleri! Kesinlikle seçilmişlerdi. "Göç önerisini destekliyorum." dedi Felvinn. Kardeşleri ve Gerbalt bile şaşkınlığını gizleyemedi. Vastiel,kapı arkasından kulak ucuyla dinlemesine rağmen şaşkınlıktan Nleas'ın ayağına takılıp yere düştü. Görüşme salonundan bir uğultu sesi gelmeye başladı.Herkes yanındakiyle öneriyi tartışıyor,ölçüp biçiyordu. Bu öneri herkesi tedirgin etmişti. Eğer Ravenholdt'u bırakıcaklarsa (kısa bir süre için bile olsa) nereye gideceklerdi? Güvenli bir yer bulmalıydılar. Üstelik stratejik bir nokta. Falven ayağa kalktı ve ; "Öneriyi destekliyorum." dedi. "Burada barınmamız için uygun şartlar artık bulunmuyor." Bu sırada kapı arkasından gıcırtı sesleri geldi ve Vastiel içeri giriip herkesi selamladı. "Pyron'u bulmak için bir ekip yollandı." dedi ve masadan uzakta olan bir sandalyeye oturdu. Bu sırada cüce temsilcisi ayağa kalktı ve elini masaya vurdu. "Beni ve yoldaşlarımı kimse buradan çıkaramaz! Hırsız bile olsak bu işin etiği var!", "Konseyin kararları reddedilemez." dedi Felvinn. "Hain insanlara güvenmiyorum!" diye çıkıştı cüce. "Burada kimsenin birbirine güvendiğini düşünüyormusun?" dedi Felvinn. ve Jaroch konuştu. "Sözlerine dikkat et,cüce." Cüce sinirküpne dönmüştü ve hançerlerini çekti. Birini masaya sapladı. Bu arada hemen arkasında oturan Vastiel adama hamle yaptı.Vastiel adamı durdurmak için hamle yaptığı anda cücenin korumlarından biri Vastiel'in boynuna yapışıp onu duvara sürükledi. Konseydeki herkes ayağa kalkmış ve bir arkargaşa ortamı oluşmuştu. Felvinn asasını girişte bırakmıştı ve Gerbalt'ın asasına uzandı. Bu sırada cüce temsilcisi masaya çıkmış,öneriyi sunan Garlas'a doğru koşmaya başlamıştı. Böyle küstah bir öneriyi nasıl olurda sunardı? Vastiel güç bela cüceden biraz uzaklaşabilmişti ki,cüce temsilcisinin diğer koruması onun yakasına yapıştı. Falven,Vastiel'i kurtarmak için ilk cüceyle mücadele halindeydi. tam o sırada,dehşet verici bir gürültüyle yer sallandı ve ışıklar söndü. Kristal şamdan titremeyle çan sesine benzer bir ses çıkarıyordu.Herkes şaşırmış ve kendini yere atmıştı.

    Pyron yemeği minnetkar bir gülümsemeyle kabul etti. Elf'in karşısında kabalık yapmak istemiyordu fakat çok acıkmıştı. Mis kokulu ekmeğin kırıntılarından bile yoksun kalmak istemiyordu. Ekmek dilimini ağzına götürdü ve beyaz dişleri arasında çıtırdı sesiyle ağzında dağılmasını hissetti. Elf sırıtarak; "Birileri oldukça acıkmış olmalı." dedi ve kıkırdadı. "Söylesene bana,burada ne işin var?". dedi. "Mhm. Ehöm. Sadece.. ee.. geziyordum." dedi Pyron duraksayarak. Elbette ona katil olduğunu söyleyemezdi. Üstelik elfin üzerinde kötü bir imaj bırakmak istmeiyordu. "Peki." dedi. "Aslına bakarsan bende geziyordum. Eğer daha iyi bir seçeneğin yoksa bineğimle seni geldiğin yere kadar götürebilirim " dedi ve gülümsedi. Elf usulca adamın giysilerini süzdü. Önemli biri olmalıydı. Kıyafetleri kaliteli derilerden yapılmıştı. Üstelik yüzüde gayet temiz biriydi. Ona güvenebileceğini düşündü. Hayatını kurtarmıştı sonuçta,ne yapabilirdi ki? Pyron bu fırsatı tepmek istemiyordu. Ravenholdt'a yürümek günlerini alırdı üstelik elfin yiyeceği vardı. "Eğer senin için problem olmayacaksa.." dedi Pyron ve hemen söze girdi elf. "Tabiki olmaz! Üstelik yolda sıkılıyordum. Bir arkadaş iyi olur. Şimdi söylesene seni nereye götürebilirim?" "E-eh. Güneysahilleri. Orada bekleyenlerim var,bilirsin." dedi ve gülümsedi.Oturdukları yerden kalkarak bineğe yaklaştılar.Pyron bineği görünce şaşkınlığını gizleyemedi. Bir tauskuşuna binecekti. Üstelik renkleri gözü alan,attan çok daha komforsuz bir binek. ama bir seçim şansı yoktu. Elfin her türlü yardımına muhtaçtı.
    Felvinn'in gözleri karanlıkta zümrüt taşı gibi parlıyordu. Gümüş kaplamalı asanın üzerindeki yazılar parlamaya başlamış ve yansımaları duvarı kaplamıştı. Herkes korku içerisinde ne olucağını merak ediyordu. Bu sırada Vastiel cüceden kurtulmuş,Flaven ise Garlas'ı korumak için önüne geçmişti." Sizlere oturmanızı öneriyorum." dedi Felvinn. "İşte reddemeyeceğimiz bir teklif daha,lanet olsun." diye mırıldandı Vastiel. Felvinn parmaklarıyla birkaç hareket yaptı ve mumlar eskisi gibi yanmaya başladı. Cüce temsilci bile masanın üzerine dona kalmış,büyücüyü izliyordu.Felvinn yavaşça oturdu ve herkesin oturmasını bekledi. Yapıcak daha önemli işleri vardı. Bu saçmalık sadece onun vaktini çalıyordu. Herkes oturduktan sonra oylama yapıldı ve dörde iki oyla Garlas'ın göç önerisi kabul edildi. Cüceler salonu buruşuk yüz ifadeleriyle terk etti ve kapıyı çarptılar. Ravenholdt'un göçüne,Garlas liderlik edecekti. Genç konsey üyesi için yükseliş başlamıştı.Soğukkanlılığı ve tartma yetisi onu şüphesiz daha başarılı kılıcaktı.Vastiel durumdan oldukça sıkkındı. Öç almak istiyordu. O turuncu sakallı,iri yapılı cüceyi yerin altı fit altına gömmek istiyordu. Bu iş,burada,böyle bitemezdi. Dört saatlik hazırlanma sürecinde konvoy güneye doğru yola çıkmaya hazırdı. Herkes dışarıda terk etmek üzere oldukları evlerine bakıyorlardı. Felvinn,Garlas ve kardeşleriyle konuştuktan sonra Gerbalt ile birlikte Stormwinde teleportasyon olmuştu. Jaroch eğildi ve toprağı kokladı. Kendi elleriyle kurduğu yerden ayrılıyordu. İçini buruk bir hüzün kapladı ve bir göz yaşı yüzünden çenesine doğru süzüldü. Vastiel bile biraz olsun hüzünlenmişti. Falven,çıkış kağısını kitledi ve tuzakları kurup çıktı. "Ayrılma vakti." Mağaradan geçtiler ve Garlas adamlara mağaranın girişini yıkmalarını emretti. Bu akıl dolu hamle,Ravenholdt Malikhanesini korumaya yönelikti. Konvoy yüz metre kadar uzaklaştıktan sonra bir titreme ve ses duydular.Patlayıcılar,mağaranın girişini yıkmışyı. Alterac Dağlarının eteklerinde,yemyeşil ormanı izliyorlardı. Temiz havaya içlerine çektiler ve göç başladı.Yaklaşık kırk beş dakika içinde ana patikaya ulaşmışlardı. Cüceler kervanın en arkasındaydılar. Her üç kişiye bir koruma düşüyordu. Zaten herkes silahlıydı.Sonuçta Azeroth'un en yeteneklileri,en kurnazlarıydılar. Vastiel cüecelere bakıp pis pis sırıttı. İntikam soğuk yenen bir yemekti ve bu yemeğin kokusunu alır gibiydi. Bir an evvel o iki cücenin gırtlağını kesip kanlarının nehir gibi akmasını istiyordu. Yüzlerindeki acıyı zevkle izlemek onun kendini daha iyi hissetmesini sağlayacaktı. Bundan emindi. KOnvoy Hillsbrad'i Arathi'ye bağlayan geçite ulaşmıştı bile. Süvarı devriyelerini uzaktan görmüşlerdi. Bu onlar için sorun teşkil etmiyordu çünkü onlara defalarca rüşvet vermişlerdi. Hatta bu yollarla arkadaşlık bağları bile gelişmişti. Başarısız bir hırsız,çalamadığının en az iki katı kadar parayı serbest kalmak için rüşvet verirdi. Aksi takdirde kellesini avuçlarının içinde buluverirdi. Jaroch vardiye ekiplerine selam vermeye bile tenezzül etmedi. Garlas ile Vastiel,bu işi çoktan halletmişlerdi. Birkaç sırıtma,kurnaz cümcleler ve rol icabı övmek yeterliydi. Bazen altına gerek bile kalmazdı.Geçitten geçtikten sonra patikayı takip etmeye devam ettiler. Etraflarında türlü hayvanlar ve birde kale vardı. Troll ucubelerinin binek olarak kullandığı dört ayaklar (ikisi el olsa gerek) ve uzun boyunlu hayvanlar vardı. Bunlara "raptor" denirdi. Derileri türlü renklerden oluşur,dişleri oldulça keskin ve ayakları hızlı olurdu.Bu hayvanlar genelde yeşillik bölgelerde,daha küçük hayvanları avlayarak yaşarlardı.Vastiel bu hayvanları en uzak köşeden izliyor ve ne olur ne olmaz diye elini ince dövülmüş,işlemeli uzun kılıcının kınında tutuyordu. Malum,hayvanlardan pek hoşlandığı söylenemezdi. Yinede aptal aptal sırıtarak,her olaydan bir eğlence kaynağı bulabiliyordu. En son takıldı iey Nleas'ın dallgınlığından farklı çorağlar giymesi ve Glangal'ın göbeğiydi. Nadiren eski dostu Glignar'ı anıyordu. O gün belli ki hala gözünün önünden gitmemişti.

    Pyron'un vücudu git-geli bol olan tavuskuşu yolculuğuna pekte alışamamıştı. Elfin "Rahatmısın?" sorusunu nezaketen onaylamış olsa bile vücudunun alt kısmı uyuşmaya başlamıştı. Elfe yol boyunca gezdiği,gördüğü yerleri anlatarak onu şaşırtmış ve gözlerinin her seferinde fal taşı gibi açılmasından gurur duymuştu. Ama artık veda vakti yaklaşıyordu. Ravenholdt'un bulunduğu tepenin yakınlarına vardıklarında Pyron elf'ten durmasını istedi. "Ne oldu?" dedi elf bir kaşını usulca kaldırarak ve şüphe içinde. "Yolun devamını yayan gitmeliyim." dedi Pyron. Ayrılmak istemiyordu,nedeni belirsiz bir şekilde. Elf tanrıların ona bir hediyesiydi sanki. Zarif biri,oldukça saf ve eğlenceli. Belki de kaderdi onunla tanışması? "Seni gideceğin yere kadar götürebilirim,bunun ne sakıncası var ki?" diye sordu elf yüzünü buruşturarak. Bu iki yabancı,aynı anda yolun uzaması için dua ediyordu. Fakat gelmişti sonu yolun. Onu malikhanenin girişine götüremezdi. Bu bir suç sayılırdı."Olmaz" dedi Pyron,üzüntülü ama emin bir şekildie. "Sana minettarım elf,adını bilmesemde" dedi Pyron. Elf'in yüzünü buruk bir his kapladı fakat hemen gülümseyerek cevapladı; "Ben Avenna! Tanışabilirmiyiz?" dedi ve kıkırdadı yine. Pyron'un bile yüzünü bir gülümseme kaplamıştı. "Şey,evet bende.. ehm,James." dedi. "Bir daha görüşürüz umarım,James." diye mırıldandı elf içinden,yüzündeki gülümseme ifadesi yerini hüzüne bıraktı. "Neden seni götürmeme izin vermiyorsun?" dedi heyecanla elf. Pyron durakalmıştı. Verecek bir cevap bulmalıydı,bir yalan. "Şey,bir kız arkadaşım var ve oldukça kıskanç." dedi. Söyleyebileceği en kötü yalanı seçtiğini iki saniye sonra anlamıştı. Kendini ettiği küfürleri hayatı boyunca belki etmemişti. Kıp kırmızı olmuştu. Neden düşünmemişti ki! Neden!Elf kocaman gözler ile adama baktı. Bir hayalkırılğıydı bu. Ama bunu hep yapardı. Hep hayaller peşindesin,Avenna! dedi kendi kendine. "Peki o halde." dedi ve adam ile birlikte binekten indi. "Yolculuğunda şans dilerim,Avenna." dedi Pyron. Bu anın gelmesini istemiyordu fakat acilen yukarı gitmeliydi. Malikhaneyi bu olay hakkında bilgilendirmeliydi. Bir an göz göze geldiler fakat ikiside gözlerini hemen kaçırdı. Pyron elf'e elini uzattı fakat elf elini usulca itti ve ona gülümseyerek sarıldı. "Sana da,james." dedi fısıldayarak. İkiside uzaklaşmak istemesede elf bir adım geri attı,gülümsedi ve bineğğine bindi. Pyron el salladı ve arkasını dönerek tepeyi koşar adımlarla tırmanmaya başladı. Malikhanede olup biten öğrenilmişmiydi? Yoksa herkes bu olaydan habersiz miydi? Bu olayın arkasında kim olabilirdi? Xathran'ın dönüşüyle toparlanmaya başlayan lonca,yine çalkalanacaktı herhalde. Son dönemeci döndüğünde gözlerine inanmadı.Mağaranın ağzı kapanmıştı.Geldiği yola baktı ve bir daha kontrol etti. Doğru yerdeydi,nasıl olurdu da kapalı olurdu?Paniğe kapıldı,gidecek bir yeri,parası,silahı,hiçbir şeyi yoktu. Dizlerinin üstüne çöktü ve elini yüzüne götürdü. "Neler oluyor?" dedi. Kabus olmalıydı. Tam o sırada arkasından bir çıtırtı sesi geldi. Birileri arkasındaki ağacın dalları arasında saklanıyordu. Yine bir tuzakmıyydı? yoksa bunları hep sendika mı düzenliyordu? "Çık dışarı,yüzünü göster!" diye bağırdı. Hareket olmayınca bir daha bağırdı ve bağırmasıyla birlikte ağaçtan sırt üstü biri düştü. Hemen koştu ve etkisiz hale getirmek için eğildi. Eğildiğinde gördüğüne inanmadı. "Eh! Şey.. Bana kızmadın değil mi?" dedi sırıtarak aynı tiz sesi,Avenna'nın. Pyron sesli bir şekilde mırıldandı; "Tanrım! Bir melek!"

    Vastiel birazda Alex'in saçlarıyla dalga geçtikten sonra konvoyun başına,Garlas'ın yanına döndü. "Mola verelim." dedi,Vastiel. Garlas başıyla onayladı ve yakınlarda bir tepenin güneş görmeyen kısmına yanaştılar. Binekler yere çakılan tahta parçalarına bağlandı ve kamp ateşi yakıldı. Herkes çadırlarını kurmaya başladı. Gece burada geçicekti. Hava açıktı. Bulutlar yerlerini yıldızlara bırakmıştı. Gökyüzünün lacivert rengi,ayın ışıldamasıyla süsleniyordu. Rüzgar kuzeyden esiyordu. Soğuk hava insanın şakaklarında kendini gösteriyor,cüceler dışında herkesi tir tir titretiyordu.Garlas gözcüleri seçti ve nöbetleri planladı. İki buçuk saatte bir nöbet bölgeleri daire hareketi içinde on beş metre değişecek ve nöbetçiler değişecekti. Jaroch'un çadırının yanında dört kişi değişmeli şekilde nöbet tutacaktı. Kamp ateşi etrafında toplananlar sıcak bir sohbeti öfkeli bir tartışmaya çevirmişlerdi ve başrol yine cüce temsilcisiydi.Ve ilk dkez Vastiel'de ciddi bir konuya balıklama dalmış,görüşlerini savunuyordu. Her ne kadar amacı cücelerin sinirini bozmakta olsa bu işte başarılı sayılırdı. "Siz cüceler hançleriniz olmadan konuşamıyorsanız,o türdende konuşabilirim." dedi hafif küçümseyerek Vastiel. Cüce temsilcisi kahkaha attı ve butunu salyalı bir şekilde ısırdı. Ardındandan tebessüm içinde ; "En son boynundan duvara asılıydın,insan." dedi. Ateş balındaki herkes kıkırdadı. Vastiel'in ağırına gitmişti. Bu yüz ifadesinden ve yumruğunu sıkışından oldukça belliydi.Ateş başında bayanlar olmasa,belki susabilirdi ama bu durumda asla. "Konuşmaya devam edersen seni nerenden,nereye asıcağımı tahmin bile edemezsin,şişko." Bu kelimeler ortamı oldukça germişti. Cüce keyifle yediği butunu bile bırakmış,adama halın kaşlarını dikmiş bakıyordu. "Seni kendini beğenmiş züppe,dersini vereceğim!" diyerek ayağa kalktı cüce. Kollarını sıvadı ve Vastiel'e doğru koşmaya başladı. Vastiel hemen şarap bardağını elinden bıraktı ve gardını aldı.Cüce hünerli bir hareket ile sandalyelerden birine basarak Vastiel'e doğru havada süzülmeye başladı. Vastiel'in gözleri fal taşı gibi açılmıştı ve cücenin cüssesinden kendini korumak istesede çabası hiçbir işe yaramadı. İkisi birlikte yere kapaklanmış,boğuşuyorlardı.Küfürleri duymak işten bile değildi. Cüce ipek kaplamalı sert murloc derisi dizliğini Vastiel'in karnına geçirdi. Bu sırada cücenin yardımcıları kimsenin müdahale etmemesi için kavganın önüne barikat kurmuştu. Zaten Falven ile Flaven çadırlarında olaydan habersizdi. Alex'in geçme çabaları ise sonuç vermiyordu. Patırtı sesleri duyan Garlas hızlı adımlarla ateş başına doğru yürümeye başladı. "Neler oluyor burada!" diye bağrındı. Vastiel cüceyi üzerinden atmayı başarmış ve ona bir tekme savurmuştu. Gözünü kan bürümüş bir şekilde cücenin boynunu tutarak yerde yumruklamaya başladı. Onu ölesiye dövüyordu. Parmaklarının ucundaki kırmızılıklar tamamen adamın patlamış dudağından çenesine doğru akan koyu kandan ibaretti. Adamın kafası yere düştüğünde sakalından çekip bir daha yumrukluyordu.Tam o sırada cüce yardımcılardan biri efendisini kurtarmak için adamı arkasından çekti ve ittirdi. Vastil kontrolden çıkmıştı.Nöbetçiler çoktan bahislere başlamıştılar. Vastiel -ki arenada neredeyse hiç maç kaybetmezdi- favoriydi. Vastiel hınıcını alamayığ yardımcısıylada boğuşmaya başladı.Yardımcı cüce sendeledi ve geriye düştü. Çaresiz cüce hançerine sarıldı. Vastiel dişlerindeki kanların bile görülebileceği bir şekilde gülümsedi ve adamın el bileğine doğru bir tekme savurdu. Cüce,Vastiel'in bacağını bileğinden yakaladı ve hançerini dizinin hemen altına sapladı. KOrkunç bir kükreme sesi kargaşanın sesini bastırdı ve herkes duraksayıp anı izledi. Silah kullanılmıştı,artık bir katliam açınılmazdı. Herkes silahlarına sarıldı. Alex ikinci cücenin üzerine doğru hamle yaptıp. Kılıcının adamın omzuna doğru savuruyordu. Vastiel sendeledi ve hançeri bacağından çıkarmaya çalıştı. Hançeri saplayan cüce diğer hançeriyle adama doğru hareket ediyordu. Şüphesiz,öldürmeye gidiyordu. Vastiel,hançeri yerde acılar içinde çıkardı ve tam o sırada cüce adamın üzerine zıpladı. Bu bir ölüm-kalım meselesiydi. Garlas bile şaşkınlık içinde izliyordu. Vastiel üzerine zıplayan cücenin hançeri tutan bileğini yakaladı ve lindeki hançeri tam cücenin çene altından sapladı. Cücenin derisi yırtılmış,hançer beynine kadar girmişti. Vastiel'in yüzüne kan damlaları akın etti. Üzerinde,cansız bir cüce vardı.

    Pyron'un suratını kocaman bir gülümseme kapladı. Elf'in yerden kalmasına yardımcı olurken konuşmaya devam etti. "Planlar değişti." usulca. Elf şaşkın bakışlarla dinlemeye devam etti. "Ehöm,ailem not bırakmış. Eh,şey,daha güneye gitmeliyim." Yalan söylemek onu son derece rahatsız ediyordu.Her şeyi itiraf etmek isterdi ama bu lonca bilgilerini paylaşmaya girerdi. Bu,kesin bir dille yasaktı. Elf sırıttı,o bile bazı şeylere uyanmıştı. "İyi ki sen itakip etmişim o halde! fakat,ah,kalçam çok ağrıyor! Güney'e seninle gelirim,bir şartla,bineğine sen süreceksin." dedi ve kıkırdadı. Mutlu olduğu gözlerinden okunuyordu. Dağın eteklerinden yüz metre kadar aşağıda elf'in bineğine doğru hareketlendiler. Pyron elf'i kucağına almıştı. Aynı zamanda kafasını işgal eden sorularla boğuşuyordu. Pyron'u aramaya giden birlikler hala Tirisfal'i didik didik araştırmaktaydı. Lakin,onlar o yollardan geçeli çok olmuştu.Pyron elfi belinden yavaşça tutarak kaldırdı ve bineğin arkasına doğru oturttu.Elf gülümseyerek teşekkür etti ve Pyron bindikten sonra beline sarıldı. Yolculuk,yine başlamıştı. Elf'in bazı sorularını cevapsız bırakmak zorunda kalıyordu ki bu elf'in bazen sinirlerini bozuyordu. Evet,belki biraz fazla meraklı olabilirdi fakat masum soruların ne zararı olabilirdi ki? Hava kararmıştı ve artık mola vermeliydiler. Üstelik Pyron çok yorulmuştu. Arathi geçişi önünde ağaçlk bir alanda çadır kurdular. Sadece bir çadırları vardı ve yan yana uyumak zorundaydılar. Pyron'un yüzü kıp kırmızı kesilmişti fakat bunu belli etmemeye çalışıyordu. Çadırın bir ucunda Pyron uzanıyor diğer ucunda ise elf bir kitap okuyordu. Arada bir sohbet etselerde,Pyron loncanın durumu hakkında çok endişeliydi. Nasıl olurdu da geçit yıkılırdı? yoksa sendika mı geçiti yıkmıştı? Eğer gittiyseler,neden ve nereye? Sorular her seferinde cevapsız kalıyordu.Bu sırada elf uyuklamaya başlamıştı. Gözleri hafifçe kapandı,kitabı elinden düştü ve başı Pyron'un omzuna yıkıldı. Pyron bir an irkilsede hareket etmedi. Birkaç dakika onu izledikten sonra o halde uyuya kaldı.


    --Hikayenin son iki sayfası kayıp olduğundan daha eklenmedi. Bulunduğunda eklenecektir. Ağırlıklı olarak Vastiel'i ilgilendiren bölüm kayıptır. Ayrıca o sayfalardan sonra hikayenin pusulası Ravenholdt'dan daha çok -Güneyin Kalkanları-'nı gösterecektir. Tamamen benim kalememdir.--
    Aegis of the South! Best role-playing community ever!


  2. #2

    Standart

    ilk iki bölüm nirde okuyum çabuk

  3. #3

    Standart

    Ellerine sağlık. Çok güzel bir çalışma olmuş.
    Anu belore dela'na! Selama ashal'anore! Sin'dorei!

    REMEMBER THE SUNWELL! FOR THE GLORY OF QUEL'THALAS!

    FOR THE HORDE!



  4. #4

    Üyelik tarihi
    05 2011
    Mesajlar
    5
    İsim
    Arthuroné 
    Irk
    Human 
    Class
    Mage 
    Level
    44 
    Realm
    Argent Dawn 

    Standart

    Başarılı....

+ Konuyu Cevapla

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok